Kaydet
a- | +A

Bir ülke düşünün: Şarkı sözü yazarları kendini şair olarak sunsun. Hasbelkader sinemaya bulaşmış mankenler kendini en önemli aktrist olarak kabul etsin. Elindeki boya dolu kutuyu tuvaline aktarıp "ressamım" diye ortalıkta dolaşanlar olsun. İki "cıstak" ezberleyen kendini en iyi yorumcu/sanatçı/şarkıcı olarak takdim etsin... Bir popüler isim çıksın, kendini dünyanın en güzel kadını, en sportmeni, en şarkıcısı, en estetikçisi, en akıllısı, en hakareti kendine hak olarak göreni, en bir bileni, en.. olarak kabul etsin... O ülkede sanat adına, fikir adına, bilim adına neyi tartışabilirsiniz ki? İsmini, ilgilendiği sanat kolunun en zirvesine nakşeden, ürettiği eserlerle bütün dünyada alkışlar alan, birçok öğrenciye yol gösteren ve bugünkü sanat ortamına kazandıran birine "sizinle dalga geçtim", "sanattan anlamak zorunda değilim", "benim sayemde meşhur olmak istiyorsunuz" gibi garip ve anlamsız çıkışlarla hakaret eden bir sanatçı (?) düşünebiliyor musunuz?

131 kişilik tepki Tam, bütün bu haksızlık unutulacak diye düşünürken, sanatçı ve öğretim üyelerinden oluşan 131 kişinin Prof.Dr. Adnan Çoker''e sahip çıkması beni rahatlattı. Yapılan yazılı açıklamada, Fahr El Nissa Zeyd Sergisi ile açılışı gerçekleştirilen Erol Kerim Aksoy Vakfı Sanat Galerisi''nin (EKAV), "üstlenmiş göründüğü misyonun ironisine dönüşen bir skandala sahne olduğu" savunulması, Prof. Çoker''in, "kendi başına haber değeri taşıyan bir sanat sergisinin açılışının magazinleştirilmesini" protesto ettiği belirtilen açıklamada önemli bölümler dikkat çekiyor. Açıklamada, yer verilen görüşleri takdirinize bırakıyorum: "Sayın Çoker''in tepkisi, kültürün yozlaştırılmasından, köşe dönücülüğün tek erdem olarak işler kılınmasından rahatsızlık duyan herkesin tepkisidir. Bay Erol Aksoy''un bu girişimi, tüm Türk sanatçılarını hedeflemiş sayılmalıdır. Çünkü sayın Çoker, bu ülkenin temel değerlerinden biridir ve bir ülkenin kazanılmış değerlerine saygısızlık etmek kimsenin haddi değildir... Bu arada basını ve haber kaynaklarını da, prim yapma umudunu her olayı manipüle etmeye bağlamış bir kısım medyanın çarpıtmalarına karşı uyarmak isteriz. Sayın Çoker ne uzmanlık alanı belirsiz bir profesördür ne de reklama, hele bir şov sunucunun üzerinden reklama ihtiyacı vardır. Başta Cumhurbaşkanlığı konutu olmak üzere sayısız müze ve koleksiyona dağılmış yapıtları, yetiştirdiği sanatçılar ve kitaplaşmış araştırmalarıyla çoktan kültür tarihimize damgasını vurmuş, modern resmimizin önemli temsilcilerinden biridir."

Destek sürüyor Söz konusu açıklamada adı yer alan ressam Bubi, kendilerine telefon ve faksla ulaşılan ressam İbrahim Çiftçioğlu, Asım İşler ve Murat Morova, şair Hilmi Yavuz, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve ressam Prof.Dr. Hüsamettin Koçan, sosyolog Prof.Dr. Doğu Ergil, müzik eleştirmeni Evin İlyasoğlu, yazar Feridun Andaç, orkestra şefi Saim Akçıl ile seramik sanatçısı Beril Anılanmert''in de aralarında bulunduğu, büyük bölümü sanatçı ve öğretim üyelerinden oluşan 131 kişinin açıklamaya onay verdiğini de anlattı. Sanat ve sanatçı adına böylesi sahiplenmelerin artmasını, bu örneğin bir daha yaşanmamasını diliyorum.

YORDAM Her asır, çocukken en büyük şairlerini vermeğe başlamıştı. On yedinci asır, daha on yaşına gelmeden, Hamlet müellifinin en velût çağını yaşıyordu; on sekizinci asır yirmi yaşına gelmeden Voltaire''i tanıdı; on dokuzuncu asır, otuz yaşına kadar Goethe''nin en olgun, Hugo''nun en taze çağlarını idrak etti. Yeryüzü hiçbir asırda değil, hatta hiçbir devirde bugünkü kadar büyük şairsiz kalmamıştır. * Peyami Safa (Münekkit''ten)

ALKIŞ: Yerli bir ''Cambaz'' Gültekin Çizgen de bu ülkenin yetiştirdiği değerli sanatçılarımızdan biri. Fotoğraf ve resim alanında ortaya koyduğu eserlerin her biriyle zirve olan Çizgen''in, "Çağdaş Malzeme ile Bir Resim Serüveni Cambaz" isimli sergisi, Galeri G''de açıldı. Fotoğrafları ve fotoğraf tadı veren resimlerinde sürekli bir "yerli" duruşu tercih eden Çizgen, cambazın kendisi için yeni bir durak olduğunun altını çiziyor: "Bu durakta şimdiye kadarki sergilemelerimden farklı olarak, biçim dünyamı yeni anlatım platformlarıma ittim. Doğu, Batı kavşağında çalışan bir kişiye de bunun yakıştığını düşünerek üretmek, tarihe yenilik ve ruh kazandırma gayretleri tabii ki çok iddialı, kendimden uzak tuttuğum şeyler. Evet, ben dünyamı gördüm ama ülkem için yaşadım. Türkiye''nin ''kültür ve sanat özürlü'' bir ülke olmasını içime sindiremeden ve bunun nedenlerini düşüne düşüne yaşlanmaktayım. Artık bana öyle geliyor ki, kendi köklerimize güvenmeden, yeni çözümler aramadan sanat ortamında bir sonuca gitmek oldukça güç..." Bu sözlerden sonra söyleyecek bir şeyimiz yok...

Size düşen, Türk fotoğraf ve resim sanatına yaptığı katkılarını ayakta alkışladığımız bu değerli sanatçımızın 11 Kasım''a kadar sürecek sergisini en kısa zamanda ziyaret etmeniz.