* Hazret-i Ayşe, haklarını modern ideolojilerin lütfundan değil, Allah’ın vahyinden alan ve o vahye kayıtsız şartsız teslim olan muhafazakâr bir Müslüman kadındır. Onu modern kalıplarla okumak, onun aziz hatırasına ve miras bıraktığı berrak sünnet telakkisine yapılacak en büyük haksızlıktır.
*Feminizm mutlak bir kadın-erkek eşitliğini (hatta kadının üstünlüğünü) müdafaa ederken, Hazret-i Ayşe’nin dünyasında fıtrat, adalet ve vazife taksimi vardır. Erkeklerin cihad, devlet ve aile reisliği gibi mesuliyetlerini kadının üstlenmesi icap eden bir hak olarak görmemiştir.
Hazret-i Ayşe, Resulullah’ın (aleyhisselam) Hazreti Hadice’nin vefatından sonra ilk evlendiği hanımıdır. Kendisini çok sevmiş, yüzünün pembe beyazlığı sebebiyle Hümeyra (kırmızıcık) adını takmış, çok defa methetmiş, hasbelbeşer kusurlarını görmezden gelmiş, ömrünün çoğunu onunla geçirmiş, onun evinde vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir. Bunun sebebi yakın arkadaşı Hazret-i Ebu Bekr’in evladı yahut evlendiği tek kız veya güzel olması mıdır? Bunlardan daha fazlası, afif ve dindar, zeki ve bilgili olmasıdır.
Hazret-i Ayşe, Cenâb-ı Peygamber’in Medine’deki hayatının çoğuna şahit olmuş, bilhassa ev yaşantısını rivayet etmiş, aile hukukundan alışverişe kadar pek çok hususu beyan etmiş, öyle ki, zevci onu “Dininizin üçte birini Hümeyra’dan alınız” buyurarak övmüştür. (Deylemî)
2210 hadis ile en çok rivayet eden yedi kişinin dördüncüsüdür. Kuvvetli hafızası ve Resulullah’ın teveccühü bereketiyle sünnetin sonraki nesillere intikalinde emsalsiz hizmet ifa etmiştir. Bu hususta zevceler arasından sonra gelen Ümmü Seleme ise 378 hadis rivayet etmiştir ki arada dağlar vardır.
Bazı güçlü rivayetler, Hazret-i Ayşe’nin evlendiği zaman 16, hatta 18 yaşında olduğunu göstermektedir. Meşhur rivayet 9 yaşında olduğudur. Sıcak memleketlerde büluğ yaşı erkendir. Bu gibi evlilikler bazı yerlerde o gün, hatta bugün de gayet tabii karşılanmaktadır.
Kıskanılan kadın!
Kocası tarafından sevilen her hanım gibi kıskanılmış, hatta iftiraya uğramış, temizliğini bildiren âyet nazil olmuştur. Bu sebeple doğruluğu taraf-ı ilahiden tasdik edilmiş manasına “Sıddıka” ünvanı ile anılmıştır. Karakteri, rivayet ettiği hadisler ve bizzat yaşadığı tarihî hadiseler onun muhafazakâr, İslami sınırlara fevkalade sadık ve vahye teslim olmuş bir şahsiyet olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Modern feminizm, otoriteyi ve sosyal rolleri cinsiyet nötrlüğü veya kadın merkezli bir serbestleşme üzerinden okurken; Hazret-i Ayşe, hayatını Allah’ın emirleri, Resulü’nün sünneti ve İslamın sınırları üzerine inşa etmiştir.
Hazret-i Ayşe, güçlü, zeki ve hitabeti kuvvetli bir karakterdir. Ancak bu gücünü İslam’ın emirlerine karşı bir serbestiyet kazanmak için değil, İslam’ı en doğru şekilde yaşamak ve öğretmek için kullanmıştır. Kadın hakları veya serbestlik adına İslam’ın getirdiği kaideleri hiçbir zaman sorgulamamış, aksine kadın ve erkeğin rollerinin fıtri (yaratılıştan gelen) farklılıklar ihtiva ettiğini beyan buyurmuştur. Şeriatın dışına çıkmayı veya kadın erkek eşitliği adına dinî hükümleri esnetmeyi asla düşünmemiştir. Onun tüm mücadelesi İslami muhafazakârlığın sınırları içindedir.
Hazret-i Ayşe’nin bizzat naklettiği hadisler, kadının aile içindeki rolünü ve kocasına olan bağlılığını muhafazakâr bir çizgide sabitlemektedir. Feminizmin reddettiği itaat ve ananevi aile rolleri mefhumları onun rivayetlerinde bizzat teşvik edilir:
Hazret-i Peygamber’e “İnsanlar içinde kadın üzerinde en büyük hakkı olan kimdir?” diye sormuş, o da “Kocasıdır” buyurmuştur. Erkek için ise “Annesidir” demiştir (Hâkim, Müstedrek). Bir feminist, kadının üzerinde bir erkeğin (kocanın) en büyük hak sahibi olmasını kabul etmez. Hazret-i Ayşe, ev içindeki mesuliyetleri, iffeti ve eşine olan sadakati öven pek çok hadis nakletmiştir. Kadının aslî huzur ve mesuliyet sahasının yuvası olduğunu müdafaa etmiştir.
Hayatındaki en büyük siyasi hadise Hazret-i Ali’nin hilafeti zamanındaki dahili harb esnasında cereyan eden Cemel Vakası’dır. Bunun üzerinden “Siyasete atıldı, orduları idare etti” argümanı imal edilmektedir. Hâlbuki Hazret-i Ayşe, kadın liderlik iddiasıyla değil, asayişin kalmadığı Medine’den kaçmak, halifeye Osman’ın katillerinin cezalandırılarak bu hadisenin söndürülmesini tavsiye etmek üzere evinden çıkmıştır. Yanında mahremleri ile devenin üzerinde kimsenin kendisini görmediği bir mahfenin içinde seyahat etmiştir. Kalabalığı gören münafıklar, taarruza geldikleri dedikodusunu yayarak muharebeye sebep olmuşlardır. Buna da zaten sonradan “Evinizde oturun” âyetini zikrederek pişman olmuştur. Hangi feminist evinde oturmadığı için pişmanlık duyar?
Mümin kadın nasıl örtünür?
Kadınların tesettürü ve erkeklerle mesafesi hususunda son derece ciddiydi. Kendisine hadis soran erkeklere bile mahremleri vasıtasıyla, yoksa perde arkasından konuşurdu. Şeffaf başörtüsü takmış biri yanına geldiğinde, “Nur Suresi’ne inanan bir kadın böyle örtünmez!” demiştir (Muvatta). Kadının kıyafetini tamamen dinî kaidelere ve sosyal iffet normlarına göre şekillendirmesi gerektiğini söyleyen, esnekliğe ve modern tabirle tarz kaygılarına müsaade etmeyen bir figürün, kadın hürriyetçisi bir ideolojiye malzeme yapılması tarihi tersinden okumaktır.
“Eğer Resulullah kadınların kendisinden sonra ne hâle geldiklerini, nasıl süslenip püslendiklerini görseydi, İsrailoğulları kadınlarının menedildiği gibi onların mescidlere çıkmasını kesinlikle yasaklardı” buyurmuştur (Buhari). Kadının umumi alandaki varlığını, camiye gidişini bile sosyal ahlakın muhafazası adına kısıtlamayı düşünen bir vizyon, Batı menşeli hürriyetçi cereyanların neresine oturtulabilir?
Modern kadın hareketlerinin en çok hedef aldığı, kadını görünmez kılma iddiasıyla kölelik nişanesi saydığı unsurların başında yüzün örtülmesi (peçe) gelir. İslamcı feministler de ekseriyetle yüzün örtülmesinin dinî bir temeli olmadığını, bunun sonradan uydurulan bir kabile âdeti olduğunu iddia ederler. Hâlbuki bu tezi kökünden sarsan en güçlü rivayetlerin sahibi, bizzat öncü olarak gördükleri Hazret-i Ayşe’dir. Ulemanın ekserisine göre yüz örtmek lazım değilken, Ayşe’nin ictihadına göre lazım idi. Sahrada kaybolduğunda kendisini aramaya çıkan Safvan’ın sesini duyunca, hemen yüzünü örttüğünü söyler. Resulullah ile hacca giderken, yanlarından erkekler geçtiğinde peçesiyle yüzünü örttüğünü anlatır (Buhari).
Hazret-i Ömer vefat ettiğinde, alicenaplık gösterip, defni için hücresinde kendine ayırdığı yeri vererek onu kendisine tercih etti. Namahrem olduğu için araya bir perde çekerek orada yaşadı. Erkeğin ruhundan kaçan bir hanım, canlısından kaçmayanlara nasıl model olur?
Okuma yazma ilmin şartı mı?
Hazret-i Ayşe, okuma ve yazma bilmezdi, ama gelmiş geçmiş insanların ilim ve irfanda en üstünlerinden idi. Müctehid makamında kabul edilir. “Kadınları erkeklerin göreceği odalarda oturtmayın, onlara kitabet öğretmeyin. Nur suresini ve iplik bükmeyi (kendisine lazım olacak bilgi ile ev ve el işini) öğretin!” hadisini o rivayet etmiştir (Hâkim, Taberânî, Beyhakî, İbni Hacer).
Semerkandî, Salât-ı Mes’ûdî’de diyor ki: Kadının ilim öğrenmek için evden dışarı çıkabilmesinin caiz olması hususunda Eshab-ı kiram ihtilaf edip, Hazret-i Ayşe’ye birisini göndererek sordular. Cevabında buyurdular ki: “Eğer o kadının evinde babası, oğlu, erkek kardeşi veya kocası gibi bilgili kimseler varsa, onlar bu kadına öğretmeli, evden dışarı çıkmamalıdır. Eğer ona öğretecek kimse yoksa, ilim öğrenmek için evden dışarı çıkar. Bir şartla ki, başörtüsünün üstüne eski bir örtü almalı, belini büküp eski bir ayakkabı giymelidir. (Konuşmak icap ettiğinde) sesinin tahrik edici çıkmaması için ağzına bir şey koymalıdır.”
Feminizm mutlak bir kadın-erkek eşitliğini (hatta kadının üstünlüğünü) müdafaa ederken, Hazret-i Ayşe’nin dünyasında fıtrat, adalet ve vazife taksimi vardır. Erkeklerin cihad, devlet ve aile reisliği gibi mesuliyetlerini kadının üstlenmesi icap eden bir hak olarak görmemiştir.
Hülasa Hazret-i Ayşe güçlü bir entelektüel ve fakih (hukukçu) idi. Ancak onun bu güçlü duruşu, modern Batı sekülarizminin ürettiği feminist kalıbına sığmaz. O, haklarını modern ideolojilerden değil, Allah’ın vahyinden alan ve bu hakları yine İslam’ın çizdiği sınırlar, iffet, tesettür ve aile mefhumu içerisinde yaşayan prototip bir muhafazakâr Müslüman kadındır.
Görmeyenin suçu
Buraya kadar sayılan sarih deliller karşısında “İslamcı feministler”in başvurduğu fıkhi ve metodolojik taktikler de bizzat ilmî gerçeklerin duvarına çarparak yıkılmaktadır. Bu çevreler, Hazret-i Ayşe’nin kocaya itaati, tesettür, harem veya kadının evdeki vakarını öne çıkaran rivayetlerini gördüklerinde umumiyetle üç kaçamağa müracaat ederler:
Tarihselleştirirler. “Bu hadisler o devrin şartlarında söylenmişti, bugün bağlayıcı değildir” diyerek metinlerin hükmünü iptale çalışırlar. Hâlbuki o, bu hükümleri cihanşümul ahlakî ve şer’î kaideler olarak nakletmiştir...
Ya da görmezden gelirler. Ayşe’nin erkek sahabilere fıkhi itirazlarını büyük harflerle manşet yaparken, yukarıda zikredilen kadınların mescidlerden menedilmesi gerektiği istikametindeki muhafazakâr çıkışlarını tamamen örtbas ederler.
Yahut zayıf hadis iddiasında bulunurlar. Buhari ve Müslim gibi en sahih kaynaklarda geçen hicab rivayetlerini bile modern akla uyduramadıkları “için İsrailliyat” veya “uydurma” yaftasıyla mahkûm etmeye yeltenirler.
Hâlbuki bir şahsiyeti öncü kabul edince, onun miras bıraktığı külliyatı bir bütün olarak kabul etmek lazım gelir. İşine gelen entelektüel çıkışları alıp, işine gelmeyen muhafazakâr teslimiyet beyanlarını yok saymak ilmî namusa uymaz. Hazret-i Ayşe, modern teorisyenlerin kendi fildişi kulelerinde imal ettikleri “özgür kadın” prototipine uymayı bizzat kendi rivayet ettiği hadisleriyle reddetmektedir.
Hazret-i Ayşe; dahi bir fakih, müfessir, muhaddis ve İslam medeniyetinin kurucu sütunlarından biridir. Kadının zekâsını ve gücünü tescillemiştir; fakat bunu İslam’ın çizdiği meşru sınırlar, iffet, tesettür, hicab ve evlilik hiyerarşisi içerisinde yapmıştır. Güçlü kadındır, ama feministlerin zihnindeki gibi değil.
Hazret-i Ayşe, haklarını modern ideolojilerin lütfundan değil, Allah’ın vahyinden alan ve o vahye kayıtsız şartsız teslim olan muhafazakâr bir Müslüman kadındır. Onu modern kalıplarla okumak, onun aziz hatırasına ve miras bıraktığı berrak sünnet telakkisine yapılacak en büyük haksızlıktır. Tarih boyunca Müslüman kadının, Hazret-i Hadice, sadakat ve müdebbirlik (çekip çevirme), Hazret-i Ayşe irfan ve neşe, Hazret-i Fatıma da iffet ve sabır vasfının ideal sembolü olmuştur…
Feministlerin derdi Hazret-i Ayşe’yi numune almak değil, onu davalarına bayrak yapmaktır. Böyle bir hanım için ne Şiilerin kötüleyerek yaptığı gibi siyasî bir figür, ne de zamanenin yaptığı gibi bir feminist çıkarılır.


