İyi bir insan olmak için evvelâ, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına göre yaşamak lâzım. Yanî kâmil [olgun] bir Müslümân olmak gerekir.
Bir âyet-i kerimede, “…sâdıklarla berâber olunuz” buyurulmuştur. Bir hadîs-i şerîfte de, “El-mer’ü mea men ehabbe=Kişi, sevdiğiyle berâber olacaktır” buyurulmuştur. Bu dünyâda kimleri seversek, âhırette onlarla beraber olacağız.
Bu konuda, İslâm büyüklerinin de kıymetli sözleri vardır. Şöyle ki:
“Sâlihlerle berâber olmak sonsuz seâdetin anahtarıdır.” (Ca'fer-i Huldî)
“Seâdet, ömrü uzun ve ibâdeti çok olanındır.” (İmâm-ı Rabbânî)
“Bütün üstünlükler, faydalı şeyler İslâmiyet'in içindedir. Eski dinlerin, görünür, görünmez bütün iyilikleri İslâmiyette toplamıştır. Bütün seâdetler, muvaffakiyetler (başarıların sırrı) ondadır. İslâmiyet, yanılmayan, şaşırmayan akılların kabûl edeceği esâslardan ve ahlâktan ibârettir.” (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
“Din bilgileri, dünyâda ve âhirette huzûru, seâdeti kazandıran bilgilerdir.” (Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî)
Büyük âlim ve velîlerden Ebû Ali Cürcânî (rahmetullahi aleyh) de, “Bir kulun, Allahü teâlânın beğendiği işleri kolayca yapabilmesi, sünnete göre hareket etmesi, sâlih kimseleri sevmesi, eş dost ile güzel geçinmesi, Allah rızâsı için insanlara iyilik yapması, Müslümânların işini görmesi ve vakitlerini Allahü teâlânın dînine hizmetle geçirmesi, seâdet alâmetlerindendir” buyurmuştur.
Ma’lûm olduğu üzere, umûmî olarak her insan, iyi bir insan olmak ve böyle anılmak ister. Her âile, bütün âile ferdlerinin iyi insan olmalarını ister. Hattâ kötü yollara düşmüş kimselerin bile, bizler battık, hiç olmazsa çocuklarımız kurtulsun dediklerini çok duymuşuzdur.
Her devlet de, kendi vatandaşlarının iyi insanlar olmalarını arzû eder.
Ayrıca herkes hem bu dünyâda, hem de öteki dünyâda yanî âhırette mes’ûd (seâdet ehli, bahtiyâr, mutlu) olmak ister...
Peki, iyi bir insan nasıl olunur ve nasıl mes’ûd ve bahtiyâr yanî mutlu olunur? Kısaca, “Ebedî seâdete kavuşmanın yolu” nedir?
Burada hemen ifâde hemen edelim ki, iyi bir insan olmak için evvelâ, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına göre yaşamak lâzım. Yanî kâmil [olgun] bir Müslümân olmak gerekir. Hadd-i zâtında Müslümân kimse, iyi insan demektir.
Zâten “Müslümânlığın gâyesi” de, “insanları, İslâm-ı hakîkî üzere yaşatıp onların îmân-ı kâmil ile bu dünyâdan göçmelerini sağlamak ve Cennet’te ebedî seâdete erişmelerini te’mîn etmektir.”
Bunlar da, ancak hakîkî rehberlerin yol göstermeleriyle elde edilebilir. Peygamber Efendimizin rehberliğiyle, câhiliye ehlinin nasıl seâdet ehli oldukları ortadadır. Peygamberimizin vârisleri olan hakîkî ulemâ ve evliyânın rehberlikleriyle de, nice sarhoşların, kumar ehli kişilerin, bozuk ahlâklı kimselerin yüksek ahlâklı insanlar oldukları herkesçe bilinmektedir. Hattâ eşkıyâ olanların evliyâ oldukları kitaplarda yazılıdır.
Bildiğimiz gibi, eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de âilesine, milletine, memleketine, vatanına ve devletine, tüm Müslümânlara, hattâ bütün insanlığa faydalı birer unsur meydâna getirmektir. İşte bu güzel ülkenin bütün müesseselerinin ve vatandaşlarının ana hedefi de bu olmalıdır. Bu da, iyi bir eğitim ile mümkün olabilir.

