Hepimizin bildiği gibi, ölünce amel defterleri kapanır. Fakat iyi veya kötü işlerde önderlik edenlerin, çığır açanların amel defterleri kapanmaz...
Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır ki:
“Dinimizde iyi bir çığır açana, bunun sevâbı ile bununla amel edenlerin sevâbı verilir; o çığırda [o yolda] gidenlerin sevâbından da hiçbir şey eksilmez.
Dinimizde kötü bir çığır açana da, bunun günâhı ile, bununla amel edenlerin günâhı verilir, o kötü yolda gidenlerin günâhından da hiçbir şey eksilmez.” [Müslim]
“İyi işe vesîle olan, hayâtında ve öldükten sonra da o işi yapanlar kadar sevâp kazanır. Kötü işe önayak olana da, bu iş terk edilinceye kadar, bunun günâhı yazılır.” [Taberânî]
“Hayra delâlet eden [yol gösteren, sebep olan, önderlik eden], onu yapan gibidir, o hayrı yapan gibi sevâba kavuşur.” [Ebu Ya’lâ, Beyhakî]
“Bir mü’min vefât edince, her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevâbı, amel defterine yazılmaya devâm eder. Bunlar, sadaka-i câriyelerinin [yani câmi, Kur’ân-ı kerîm kursu, hastahâne, aşevi, çeşme, yol ve köprü gibi, insanlara faydası dokunan, faydalı işlerinin], faydalı ilimlerinin, kitaplarının ve sâlih çocuklarının kendisi için ettikleri duâ ve istiğfârların sevâplarıdır.” [Ebu’ş-şeyh]
Şu hâlde, insanlığın dünyâ ve âhiret saâdeti için çalışanlara yardımcı olmak, onların sevâplarına ortak olmak demektir. Günâh olan işlere yardımcı olmak ise, o günâha ortak olmak demektir.
Hadîs-i şerîfte, “Hiç kimse diğerinin günâhını çekmez” buyurulmuştur. (Hâkim)
Kur'ân-ı kerîmde de aynı manâda birkaç âyet-i kerîme vardır:
Meselâ: “Hiçbir günâhkâr, diğerinin günâhını çekmez.” [En’âm, 164]
Fakat insanları saptıranlar, sapıklıkta önder olanlar, kendi günâhlarını yüklendikleri gibi, o kimselerin günâhlarını da yüklenirler. (Nahl, 25; Tefsîr-i Kâdî Beydâvî)
Bir kimse, bir iyiliği yapmaya gücü yetmiyorsa, o iyiliğin yapılmasına sebep olursa, o iyiliği yapmış gibi sevâp kazanır.
Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu, yaptığı işlerden anlaşılır. Bir kimse, kötülüklerden kaçıyor, iyi işler yapıyorsa, o kişinin Cennete gitme ihtimâli çoktur. Onun için iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır.
Bilindiği gibi, iyi insanların hayâtları öğrenildikçe, iyilerin adedi artacaktır. Mâzîsini, büyüklerini tanıyamayan çocuklar, gençler ve olgunlar, büyüklüklere tâlip olamazlar.
İnsanların çeşitli buhrânlara, rûhî sıkıntılara marûz kaldıkları asrımızda, büyük insanların yaşayış tarzları, tavsiye ve nasîhatleri, hâl ve hareketlerini öğrenmek, hem ibret almaya, hem de uyanmaya sebep olacaktır.
Şüphesiz ki, o büyüklerin başı Sevgili Peygamberimizdir.
Tasavvuf büyükleri de, ferdlere, âilelere ve bütün cemiyetlere; Allahü teâlânın ve Resûlullah Efendimizin sevgisini, güzel ahlâkı, yardımlaşma duygularını vermişler, hareket ve canlılık kazandırmışlardır. Her türlü sınıf ve imtiyâz farkını reddederek, sultânla çobanı, İslâm kardeşliği şuûru içerisinde eritmişlerdir.
Cemiyetler, hakîkî tasavvuf büyüklerinin sohbet ve nasîhatlerinden nasîblerini aldıklarında, en huzûrlu zamanlarını yaşamışlardır...

