Bugün ve yarınki makâlelerimizde, “kılınmayan namazların muhakkak kazâ edilmeleri lâzım olduğu” konusu üzerinde bir nebze duracağız inşâallah.
Evvelki ve geçen haftaki 4 makâlemizde, “namazın beş vakit farz oluşu, edille-i şer'iyye-i erbaa (4 şer'î / dînî delîl) ile ile sâbittir” deyip namazın günde beş vakit olduğuna dâir bazı âyet-i kerîmeleri ve hadîs-i şerîfleri tafsîlâtlı/detaylı bir şekilde zikretmiştik.
Bugün ve yarınki makâlelerimizde, “kılınmayan namazların muhakkak kazâ edilmeleri lâzım olduğu” konusu üzerinde bir nebze duracağız inşâallah. Bir usûl-i fıkıh kâidesi şöyledir: “Edâsı farz olan ibâdetin kazâsı farz; edâsı vâcip olan ibâdetin kazâsı da vaciptir.” Şimdi burada önce, namazın ehemmiyetine dâir birkaç hadîs-i şerîf nakledelim:
Sevgili Peygamberimiz, bir hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki:
"Namaz dînin direğidir, kim onu kılarsa, dînini ayakta tutmuş olur; kim de onu terk ederse, dînini yıkmış olur." Bu konuda farklı başka lafızlar da vardır. Meselâ:
Hazret-i Ali'den (radıyallahü anh) gelen bir rivâyete göre, Resûlullah Efendimiz (aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: "Namaz îmânın direğidir. Cihâd amelin zirvesidir. Zekât ise, bu ikisinin arasında yer alır." [Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs]
Muâz İbn-i Cebel (radıyallahü anh) ise şöyle bir rivâyette bulunuyor:
Bir seferde, Resûlullah (aleyhis-salâtü ves-selâm)'la berâberdik. Bir gün, yakınına tesâdüf ettim ve berâber yürüdük. "Ey Allah'ın Resûlü, beni Cehennemden uzaklaştırıp Cennete sokacak bir amel söyle(rmisiniz?)" dedim. "Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasîb ettiği kimseye kolaydır: Allah'a ibâdet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın; namaz kılarsın, zekât verirsin, Ramazân orucunu tutarsın, Beytullah'a hacc yaparsın!" buyurdular ve devâmla: "Sana, hayır kapılarını göstereyim mi?" dediler. "Evet, ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Oruç (Cehenneme) perdedir; sadaka hatâları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz, sâlihlerin şiârıdır" buyurdular ve Secde sûresinin şu meâldeki 16. âyetini okudular: "Onlar, ibâdet etmek için gece vakti, yataklarından kalkarlar ve Rablerinin azâbından korkarak ve rahmetini ümîd ederek O'na duâ ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de bağışta bulunurlar." Sonra Peygamberimiz sordu: "(Ey Muâz!) Bu (dîn) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?" "Evet, ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Dinle öyleyse" buyurdu ve açıkladı: "Bu dînin başı İslâm'dır, direği namazdır, zirvesi cihâddır."
Sonra şöyle devâm buyurdu: "Sana, bütün bunları (tamâmlayan) baş âmili haber vereyim mi?" "Evet, ey Allah'ın Resûlü!" dedim. Eliyle diline işâret ederek "Şuna sâhip ol!" dedi. Ben tekrâr sordum: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz, konuştuklarımızdan sorumlu olacak mıyız?"
"Anasız kalasıca Muâz! (Anan hasretine yansın Ey Muâz!) İnsanları yüzlerinin üstüne (yüzü koyun) -veya burunlarının üstüne (burunları yerde süründürerek) dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?" buyurdular. [Tirmizî, İmân, 8]
İmâm Tirmizî: "Bu hadîs, hasen sahîhtir" demiştir. [Ayrıca bkz. Buhârî, İmân; 2; Müslim, İmân: 12]

