Kendisine ni’met gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için “şükür secdesi” yapması sünnettir veya müstehabdır.
Her nîmetin hakîkî sâhibi olan Allahü teâlâya şükretmek, insanlık îcâbıdır. Aklın lüzûm gösterdiği bir vazîfe, bir borçtur.
Allahü teâlâ, öyle bir ihsân sâhibidir ki, kerem ve ihsânlarını dost ve düşmân, herkese saçıyor. Bütün nîmetlerinin en şereflisi, en kıymetlisi, en üstünü olarak da, kullarına Müslümânlığı açıkça bildiriyor ve beğendiği yolu gösteriyor. Mahlûkların en iyisi olan Muhammed aleyhisselâma uyarak, saâdet-i ebediyeye kavuşmalarını emir buyuruyor.
İşte, O’nun nîmetleri, ihsânları güneşten daha açık ve aydan daha âşikârdır. Câhil de, bunu âlim gibi bilir. Aklı az olan da, zekî kimse gibi anlar. Fakat, Allahü teâlâ her ayıp ve kusûrdan uzak; insanlarsa, ayıp kirlerine ve noksânlık lekelerine bulaşmış olduklarından, O’nunla hiç münâsebetleri, ilişkileri yoktur. O’nu nasıl büyük bileceklerini, O’na nasıl şükredeceklerini anlayamazlar. O’na karşı söylenmesini güzel sandıkları şeyler, O’na çirkin gelebilir. O’nu büyültmek, hürmet etmek sandıkları şeyler, hakâret ve küçültmek olabilir.
O’na hürmet ve şükür şekilleri, yine O’nun tarafından bildirilmedikçe, O’na lâyık olacağına güvenilemez ve O’nun kabûl edeceği bir ibâdet olamaz. Çünkü, insanların kendilerine göre O’na hamd etmeleri, belki hakâret olur. İşte, O’nun tarafından bildirilen, tâzim, hürmet ve şükür şekli, Peygamberlerin (aleyhimüs-salevâtü vet-teslîmat) bildirdikleri dînde vardır. O’na kalple yapılacak hürmetler, dînde bildirilmiş, dille yapılacak şükürler, orada gösterilmiştir. Peygamberler hazerâtı, her uzvun yapacağı işleri, açık ve geniş olarak, beyân buyurmuşlardır.
O hâlde, Allahü teâlâya inanmakla ve kalbin ve bedenin yapmasıyla şükretmek, ancak dîne uymakla olur...
İnsanlardan gelen iyiliklere teşekkür etmek de, aslında Allahü teâlâya şükretmek olur. Çünkü bir hadîs-i şerîfte; “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya da şükretmiş olmaz” buyurulmuştur. Haddizâtında insanların birbirlerine iyilik yapmaları da, Allahü teâlânın nîmetidir, ihsânıdır. O hâtırlatmazsa, kimse kimseye iyilik ve kötülük yapmayı irâde, arzû edemez.
Sevinince yapılan secdeye “şükür secdesi” denir. Kendisine ni’met gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için “şükür secdesi” yapması sünnettir veya müstehabdır. Şükür secdesi, tilâvet secdesi gibidir.
Şükür secdesinin sahih olması için birkaç şart vardır:
Abdestli olmak, kıbleye dönmek, avret yeri [meselâ diz kapağı ve üstü] açık olmamak ve sevincinin dîne aykırı bir iş için olmaması lâzımdır. Meselâ “Bir fıçı şarap içebildim” diye şükür secdesi yapmak câiz olmaz.
“Şükür secdesi” yapacak kimse, niyet eder. Abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, ellerini kulaklara kaldırmadan, “Allahü ekber” der ve secdeye gider. Önce “El-hamdü lillah” der. Sonra secde tesbîhini okur. Sonra “Allahü ekber” der ve ayağa kalkar.
“Şükür namazı” ise iki rek’attır, sabâh namazının sünneti veya farzı gibi kılınır.

