Kaydet
|

Tarihsel tecrübe, bugün yaşananları anlamlandırmamız ve geleceğe dair bazı sorulara cevap bulmamız için önemli ipuçları veriyor. Çünkü tarih bize, bir devletin yalnızca ekonomik ve teknolojik olarak güçlenmesinin, küresel sistemi yönetebilecek bir güce ulaşması anlamına gelmediğini gösteriyor. Küresel sisteme ekonomik güç olmak ile küresel sistemi yönetme kabiliyeti arasında ciddi bir fark var.
Örneğin günümüzde Çin, ekonomik ve teknolojik olarak boy gösteriyor. Fakat küresel sistemi yönetebilecek kabiliyeti var mı?

Tarihî birikime baktığımızda olmadığını görüyoruz. Çünkü böyle bir mücadelesi yok.

Osmanlı veyahut Fransa, Rusya, hatta ABD gibi küresel sisteme hükmetme yolunda savaşmak gerekiyor.

Ruslar bunun bariz örneğidir. Ruslar kazansa da kaybetse de küresel sisteme savaşarak entegre olan ve ona talip olan bir yapıya sahipler.

Fransızlar, her ne kadar gittikleri yere iyi miras bırakmasalar da hegemonya için savaştılar.

Bunlar iyidir, yapılsın mealinde anlatmıyorum bunları. Bugünün tanımlaması için gereken ipuçlarını hatırlatıyorum.

Mesela İngiltere, hep küresel sistem için senaryo konusunda başarılı oldu. At yarışları belki de bu yüzden onlar için bu kadar önemlidir. Şöyle düşünün: Koşan at ve yahut zafer için ümit veren at konusunda İngilizler bahse girer. Kraliyetin en sevdiği yarışların da at yarışları olması belki tesadüf değildir.

Yani hep kendisi için kazanım getirebilecek atlara para yatırdı.

Ancak bunu yaparken sahneye kimi çıkaracağını da hesapladı.

Şimdi neden tüm gücüyle Çin konusunda canla başla çalışıyor? Bence tam da cevap, Çin’in küresel sistemi yönetme konusunda iddiasız olmasıyla alakalı.

Osmanlı gibi küresel sisteme yön veren ve kendi medeniyet anlayışında geri adım atmayan yapıların bu çağda nasıl bir sonuca götürebileceğini düşünün.

Osmanlı içerikli medeniyet anlayışı, bugünkü iletişim kanallarıyla daha fazla yere ulaşmaz mı? Ve bu adalet birikimi daha fazla insanda hayranlık uyandırmaz mı?

Yalancı tarih uydurmaları, şimdiki iletişim çağında işe yarar mı?

Yaramazdı.

Ve insanoğlu, Batı’nın dayattığı senaryoları doğru kabul etmezdi.

Bugünün gerçekleri, emperyal tahayyülü olmayan “ejderha” modelini daha faydalı kılıyor. İngiltere’nin tercihinin altındaki nedenlerden biri de olabilir.

Avrupa’nın içindeki çıkmazı, kendi içlerindeki hesaplaşmayı bir tarafa koyamayız.

Savaşlar bir taraftan “başaktör kimdir?” sorusuna cevap veriyor, diğer taraftan güçleri tüketiyor.

ABD ve İngiltere arasındaki derin ayrışmanın nedeni, yeniden küresel sistemi kimin domine edeceği sorusunun cevabıyla bağlantılıdır.

Rusya’yı ayrıca analiz edersek, ABD ile ilişki kurma konusundaki gerekçeleri de buna bağlıdır.

Çin ile ABD arasındaki farkı anlamak ve küresel sistemin geleceğini tahmin etmek gerekiyor.

Çin, küresel sistemin patronu olmak için savaşır mı?

“Savaşmadan kazanmayı” felsefe edinmiş bir yapı nasıl savaşır ve ne olursa savaşır?

Bu soruya gelirsek; Çin küresel bir sorunun parçası olmadı, olmak istemiyor. Fakat sınırlarını zorlayan bir durum olursa savaşır.

Anlaşılan ABD de Çin’i sahaya çekmek için bu durumu kullanmak isteyecek.

ABD ısrarla Çin’i sahaya çekmek isteyecek. Çünkü savaş, “patron kim?” sorusunun cevabı olacaktır.

Türkiye’ye gelince…

Tarihimiz, cihana hükmetme kabiliyeti olan bir yapıya sahip olduğumuzu teyit ediyor...

Osmanlı küresel bir devletti. Şimdiki ABD gibi esas aktördü. Fakat İngilizlerin içinde bulunduğu ittifak bu aktörü düşürdü.

Türkiye, uzun yıllar sonra yeniden cihanşümul projeksiyonu için konjonktürü yakaladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devrim niteliğindeki paradigma değişimi, Türkiye’yi yeni misyona talip kıldı.

Yani demem o ki, ABD-Çin rekabeti ve tarihten aldığımız notları yeniden okumamız ve rotayı ona göre belirlememiz gereken bir durum var karşımızda.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.