Kaydet
a- | +A

Kızlar örtülerini daha bir sıkı kavradı, birbirlerine iyice sokuldular. Bursa’nın oldukça dışında kalan bu patika yol, eskiden beri tekin değildi.

Çevreyi çok iyi bilen Dürdane, kendini daha bir mesul hissediyordu. Sanki bu araştırmanın rehberi, emîri gibiydi. Öyle de davranıyordu. Gülşah’ın ikinci sorusunu beklemeden cevabını verdi;

- Daha ilerisi yok.

- Nedenmiş? Boşuna mı geldik yoksa?

- Hayır.

- Ya ne?

Önüne baktı. Düşünceliydi Dürdane.

- Dilenci kılıklı adam burada sır oldu, uçtu sanki.

Dedi. Yaz yağmurunun ardından püfür püfür serin bir rüzgâr esiyor, birer yeşil ve sivri çadır gibi görünen çamları, yerinden oynatacakmış gibi titretiyordu. Kızlar örtülerini daha bir sıkı kavradı, birbirlerine iyice sokuldular. Bursa’nın oldukça dışında kalan bu patika yol, eskiden beri tekin değildi. Buralara ait anlatılan esrarlı hikâyeler, ne kadar cesur olsalar da üç kafadarı korkutuyordu. Sessizliği Gülşah bozdu;

- Anlat bakalım Dürdane. Bu dilenci de kimdir ve nasıl sır oldu?

Bey kızı, sırdaşı Dürdane, yakındaki bir kayanın üzerini eliyle silerek oturdu. İri elâ gözleriyle görebildiği kadar uzaklara baktı. Sonra da kızlara döndü;

- Anlatayım Gülşah kardeşim, canım, ahretliğim, sırdaşım.

- Yeter saydın! Suâlimi unutturma. Arada kaynamasın.

Latifesine gülüştüler. Dürdane kaldığı yerden devam etti, yeniden uzaklara daldı.

- Doğan Bey kardeşimizin mektubunu bana okuduktan sonra uykularım kaçtı. Gücümün yettiği, yapabileceğim şeyleri düşündüm. Ölçtüm, biçtim. Kendi kendime; “Ben de elimden geleni yapmalıyım” dedim. Kara köpeğine; “Arap, Arap!” diyerek önümden geçen dilenciyi görünce önce çok şaşırdım. Sonra mektupta yazılanlar aklıma geldi. Vakit kaybetmeden takip ettim. Bakayım nerelere gidiyor diye? Sokak köşelerine gizlenerek bu tepeye kadar ancak gelebildim. Şehrin dışına çıkınca daha ileri gitmeye cesaret edemedim. Aynen bu oturduğum yerden takibe başladım. Önce dilenci, peşinden de köpeği dereye indi. Biraz sonra aynı yerden dilenciyle beraber Erkara ve Aşır çıktı. Görünmemek için şu ağacın arkasına saklandım. Peş peşe yürüyüp gittiler. Bu arada dilenciyi ve köpeğini bir daha göremedim. Onun için sır olup gitti diyorum. Ava gidip, eli boş dönen avcı gibi süklüm püklüm geldiğim yollardan, kimseciklere görünmeden eve döndüm.

Fırsat uçan bir kuştur, tutulmaz yorulmadan,

Hiçbir iş yapmamalı, ehline sorulmadan.

Çok iyi pişmelisin, yanmadan kavrulmadan,

Yoksa hiç beğenmezler, pişmemiş bu çiğ diye,

Topladığımız her şey, Bey Doğan’a hediye.

Deyip, sözünü tamamlamaya çalışırken, Doğan Bey ile arkadaşı Atmaca Nuri’yi gördü.

- Kızlar!.. Doğan Bey değil mi?

Doğan ismini duyan Gülşah, gelenlere daha dikkatli baktı. Evet dediği doğruydu. Sevdiği insanın gelmesiyle sanki oralar ışıklandı, daha bir hoş oldu. Şehrin dışında üç kızın bulunması pek hoş karşılanmayabilirdi. Yanlış anlaşılmamak için hemen toparlandılar. Fazla beklemeden geri dönüp, hızlı adımlarla uzaklaştılar.

Oysa Doğan Bey kızları tâ evlerinden çıkışından beri, “Başlarına bir şey gelir…” endişesiyle takip etmekteydi.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...