Arap Molla, uzun bir salevat okudu, Molla Fenari ağlayarak bir duâ yaptı. Cemaat, gözyaşları içinde “âmin” dediler.
Tahribatın, görünenden daha fazla olduğunu, yerli ahaliden birçok insanı kullandıklarını ve bazılarına para, bazılarına kılıç, ok, yay temin ettiklerini ve bunların toplatıldığını, kaçan ve kaçırılanların peşinin bırakılmadığını, sıkı takip edildiğini, er-geç yakalanıp adaletin önüne çıkarılacağını da anlattıktan sonra, Padişah-ı Şahanelerinin fermanını okudu.
Emîr Sultan hazretleri, Ümmet-i Muhammed’in yetmiş üç fırkaya ayrılacağını, insanoğlunu helake götüren iç ve dış düşmanlarını, ilim tahsil etmenin lüzum ve ehemmiyetini, birlik ve beraberliğin elzem olduğunu, yardımlaşmayı ve birbirimizi sevmeyi, devlete, padişaha sadık tebaa olmayı, her türlü kalp hastalıklarını ve kurtulma çarelerini açık, anlaşılır bir lisanla anlattı. Âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerden misaller verdi.
Arap Molla, uzun bir salevat okudu, Molla Fenari ağlayarak bir duâ yaptı. Cemaat, gözyaşları içinde “âmin” dediler.
Beyazıd Paşa’nın dışında, bütün ulemâ, söz birliği etmişçesine Hurufi ihtiyarın yaptıklarına değinmedi. O mevzuda herhangi bir imada bulunmadı. Her cuma namazında olduğu gibi bütün müminlere gül suyu döküldü, lokum ikram edildi.
Sorulmaz her insana,
Hak nasip etsin sana,
Hoca bakıp her yana,
Hakikat aranmalı.
***
Doğan Bey saman, arpa karıştırılmış bir torbayı atının başına geçirdi. Üzerindeki eğeri, içi dolu heybeyi aldı, mağara çıkıntılarından birine koydu. İkinci katmış gibi görünen yüksekçe yere çıktı. Bir iki adamın rahat yatıp istirahat edebileceği hususi bir bölmeye benziyordu. “Burası çok güzel” dedi kendi kendine. Hızla indi. Mağara kapısı etrafından 'Üryan Eşkıya’nın topladığı otlardan aldı. Tespit ettiği kata çıkardı. İki döşek yaptı. Eliyle yokladı. Pek de fena olmadığına inandırdı kendini. Daha kalınca ve iyi olanını arkadaşına ayırdı. Kendisi için düşündüğünün üzerine uzandı.
“Fâni bedenim belki bu kaya kovukları arasında, ot yığınları içinde, böceklerle sarmaş dolaş yatıyor, ızdırap çekiyor gibi görünse de, fakat ruhum ebediyen huzurlu, ebediyen rahat içinde kalacak.
Evet, ne büyük bir saadet içindeyim Allah’ım. Azgın nefsimin, akılalmaz istekleri peşinde koşmaktan alıkoyan, bir mübarek meşguliyetim var. Şükürler olsun Rabbim! Elhamdülillah!” deyip hâline şükürler ederken mağara girişinde Üryan Eşkıya’nın sesi duyuldu;
- Yemekler hazır yiğidim.
- Geliyorum.
Dedi. Çok neşelenmişti Doğan Bey. Mağara çıkışına gelince durdu. Bir elini kayaya yaslayarak gökyüzüne, bol alevler çıkararak yanan köşedeki ateşe, çürümüş kütükleri taşıyan yol arkadaşına, kırk, elli kulaç aşağıda gümüş gibi parlayarak, şırıl şırıl akan ırmağa baktı. DEVAMI YARIN

