Kaydet
a- | +A

Sultan Yıldırım: "Beyazıd Paşam, Akıncı Doğan Bey’in vakit kaybetmeden sefere devam etmesi çok isabetli oldu."

Padişah, iri şahin gözlerini uzaklara çevirdi. Delillerinden emin olan sade insanlara mahsus bir kanaatle; “Kendi kazdıkları kuyuda boğulacaklar” diye söylenerek divana yöneldi.

Malum cumâdan sonra hep; “Av peşinde gezerken, gafil avlandım” diyen Sultan Yıldırım, işi kavi tutuyor, sık sık devlet ileri gelenleriyle toplantılar yapıyor, fikirlerini alıyordu.

- Beyazıd Paşam, Akıncı Doğan Bey’in vakit kaybetmeden sefere devam etmesi çok isabetli oldu.

- Belî Sultan’ım. Ve bilhassa bu hadiselerin arkasındaki zât, Kâbus hakkında, kendisine detaylı malumat da gönderildi.

- O, Kâbus denilen densiz, fırsat düşkünü Sultan’ım.

Diyen Gâzi Evrenos, padişaha baktı. Tepkisini merak ediyordu.

- Siz muhterem ricalin, ilim, sadakat ve ihlâsı ile rahatlamaya gayret etmekteyim, lâkin…

Yutkundu Yıldırım Han;

- Mükemmel insan, ulemâ-i cedit, daha ne âli sıfatlar ve isimlerle muhtelif fitneciler…

Cümlesini bir türlü tamamlayamadı. Kayıtsız, şartsız devletin başında olma ruh hâliyle, hisleri ve sezgileriyle hareket etmek istemiyordu. Son söz mutlaka padişahındı. Bunu bilmeyen yoktu zaten. Mühim olan, oy birliğiyle söyleneceği söylemekti. Fakat bu noktaya gelmek için de bütün sebeplere yapışmak lazım geldiğine inanıyordu. Maksat devletin istikbali, milletin refah ve huzuru değil miydi?

- Malumunuz ki, payitahtta cemaati tahrikten geri durmamaktadırlar! Bu ne cüret? Ferman, buyursak ki, “kellesi vurula!”

Diyerek, dinleyenlerin yüzüne şahin bakışlarını çevirdi. Herhangi bir hareket görmeyince de;

- Lâkin bilirim ki, o hilebazlar, böyle bir fırsat kollamakta!

Diyerek, duygu ve düşüncelerinin herkes tarafından daha iyi, daha kolay anlaşılması, kavranması lazım geldiğini bir daha vurguladı. Kısa bir sessizliğin ardından Emîr Sultan hazretleri müsaade istedi.

- Yerden göğe hakkınız vardır Sultan’ım. Din kardeşlerimizin aklını karıştırmak babında, fitnecilerin suistimal edeceği bir mevzudur bu.

Yıldırım Han, çok kıymet verdiği damadı Emîr Sultan’ın da kendisi gibi düşünmesine sevindi. “En iyisi halkın padişah, devlet, olaylar hakkında ne düşünmekte olduğunu da yakinen öğrenmek” dedi içinden.

- Tebdil-i kıyafet edip halkın arasına katılalım, ahalinin dahi fikriyatını yakinen bilmek isterim… Gereği yapıla!

Halkın maneviyatını bozmak isteyenlere karşı, herkes elinden geleni yapıyor, canla, başla mücadele ediyordu artık. Öyle bir faaliyetti ki topyekûn seferberlikti bu!

Yol korkulu, uzun ve dar,

Ölüm mutlak, her can tadar,

Sanma hayat kabre kadar.

Hesap sorarlar bir gün.

Ulucâmi-i şerifte yapılan konuşmalar unutulmamıştı. Hâlâ içten içe saray ahalisini, beyleri, paşaları yakıyor, kavuruyordu. Fakat Bursa halkı er geç bu alevin söndürüleceğine inanıyordu. Hiç tereddütleri yoktu. Çünkü Emîr Sultan gibi bir manevi sultanları, Yıldırım Han gibi işin farkında olan gözü pek padişahları vardı. Bu yüksek itimat ve teslimiyetten olsa gerek herkes, tarlasında, çayırında, bağında, bostanında çalışıyor, ürünlerinin öşrünü, zekâtını hesap edip muhtaçlara veriyordu. Günlük işlerin dışındaki zamanlarını ise Emîr Sultanın sohbetlerinde geçiriyorlardı. DEVAMI YARIN


Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.