Kaydet
a- | +A

Lolo, yürüyen çöplük gibiydi âdeta. “Saraydan çöplüğe düşen benden başka biri daha var mıdır acaba?” dedi, kendi kendine...

Kaç senedir kurt, kuş da uğramamıştı bu izbe yere. Yalnızlıktan korkuyordu Lolo. Bursa’ya birkaç defa inmiş, onu gören çoluk, çocuk; “Öcü! Şeytan geliyor!” demiş kaçışmıştı.

O da zamanında fukara bir kızcağızdan tiksinmiş, iteklemiş yanan ocağa düşürmüştü. Çocuk, bağıra bağıra can çekişirken, bir şey yapmamış, kurtarmamıştı. Şimdi de kimseler ona acımıyordu. “Etme bulma dünyası…” dedi hâline pek şaşırmadı.

Üstü, başı pislikten görünmüyordu. Yürüyen çöplük gibiydi âdeta. “Saraydan çöplüğe düşen benden başka biri daha var mıdır acaba?” dedi.

Buraların insanı, yemesi, içmesi, havası, suyu örfü âdeti velhasıl her şeyi ona yabancıydı. Lakin başka rahat edebileceği bir yer de yoktu. Hele merhametsiz Rum çetelerinden, Yahudi tüccarlardan nefret ediyordu. Dağa kaldırıldığı günler aklına gelince bayılacakmış gibi oldu.

Böyle, gençliğini, güzelliğini, itibarlı günlerini, kaçırılışını ve bitmeyen azap dolu yılları düşünerek ne kadar zaman geçti bilemedi. Kalbindeki şiddetli soğuğa inat, yazmış gibi dolaşıyordu. Ocaklardan birini daha tutuşturdu. Alevler yükseldikçe, yanan ateşler çoğaldıkça kendini daha bir emniyette hissediyordu Lolo.

Pencere gibi yaptığı bir oyuğa oturdu. “Benim gibi meyus, sıla hasreti olan başka biri var mı?” diye söylendi. İnsanlar ne tuhaf. Buraya gelen Rum, Yahudi, Osmanlı kim olursa olsun hep aynı ruha sahipler” diyerek konuştu durdu kendi kendine. Yoksa geceler nasıl bitecekti? Zaten farklı olanlar da gelmezdi ki…

Zarla zorla akan kanlar,

Akıtanı boğar bir gün.

Şehit olup düşen canlar,

Nur içinde doğar bir gün.

Anan sızlar, atan sızlar,

Yer altında yatan sızlar,

Vatan satar vatansızlar

Gayrullaha değer bir gün!

Korkuludur bütün düşler,

Eğri büğrü bu gidişler,

Söktükleri sağlam dişler,

Çok ok olur yağar bir gün!

***

SEFERBERLİK

Henüz geçmiş bir kâbus günü ve gecesinden kalma sisler, birbirine karışmış kafaların üzerinden yavaş yavaş çekilmeye yüz tutmuş, etraf daha berrak, anlaşılır görünmeye başlamıştı.

Anadolu ve Balkan Fatihi Yıldırım Han, beklemediği bir zamanda içten vurulmanın sancılarını yaşıyordu. Koyu kırmızı, etrafı beyaz kürklü kaftanı parıl parıldı. Karpuz dilimli fıstıki kalpağının üzerine sarılı beyaz tülbentten sarığının ucu omuzlarına dökülmüş, ne yapacağını bilmenin rahatlığı içinde, mermer kafesli, geniş cumbadan divandakilere baktı. “Derin sohbete dalmışlar. Biraz daha oyalanayım” dedi. Bahçeye bakan tarafa geçti.

Geniş, bakımlı bahçe, tenhaydı. Komşu duvarlarının üstünden aşan güz çiçekleriyle süslenmiş sık dallar, kara ve kızıl taş kaldırımlara, ince tül gölgelerini yaymışlardı. Saçaklarda, kiremitler arasındaki yuvalarında, padişahın ızdırabını duymayan mesut serçeler, bayrammış gibi cıvıldıyor, daldan dala uçuşuyor, sevinçlerinden, kaplarına sığmıyorlardı.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.