“Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmalı. Yoksa dünyada ne nizam kalır, ne de huzur” diye düşünürken eşkıyanın hıçkırıklarıyla kendine geldi.
Doğan Bey için mühim olan kendinin bu vazifeyi noksansız, zamanında yerine getirmesi, din ve dünya saadetine kavuşmasıydı. Ümitleri, güvenleri boşa çıkarmaması, işi geciktirmemesiydi. Yoksa Osmanlıda Doğan çoktu. Biri olmaz, diğeri olurdu. Suçlular da er geç yakalanır, hak ettiği cezalara çarptırırlardı.
“Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmalı. Yoksa dünyada ne nizam kalır, ne de huzur” diye düşünürken ağlayan eşkıyanın hıçkırıklarıyla kendine geldi. Yanına gitti. Kollarından tutup yukarı kaldırdı, kucakladı;
- Pişmanlık Allahü teâlânın kulları için verdiği en mühim hususlardan biri. Herkes yaptığı hataları göremez. Görse de geri dönemez. Sen zoru başardın, zoru!
Gülümsedi.
- Hocam Emîr Sultan derdi ki; “Hata ve kusurlarından pişmanlık duymak kadar, uzaklaşmak da lazımdır.”
- Ben de ne diyorsan yapmaya hazırım.
Elindeki kamçısını, dizlerine vurarak yürümeye başladı.
- Bak arkadaş. Senin hâlinden bir şeyler sezinlemiştim. Onun için pek üstüne varmadım. Oldu olacak biraz daha bekle.
Eski eşkıya, şimdi pişmanlık duyan adam;
- Niçin böyle uzatıyorsun efendim?
Birden elleriyle yüzünü kapayarak, yeniden hıçkırıklara boğuldu. Doğan Bey bir müddet anlı, şanlı eşkıyaya, sarp dağların, vahşi ormanların kralına baktı. Sayısını bilemediği onlarca insan katilinin, karşısında çocuk gibi ağlaması kanına dokundu. Omuzlarından tuttu.
- Burayı bilen var mı?
- Hayır.
- O zaman mesele yok. Hadi gidiyoruz.
Vakit kaybetmeden dışarı çıktı. Mağaranın ağzını koca kayalarla girilmez ve tanınmaz hâle getirdiler. Atlara atlayıp doludizgin sürdüler...
Büyük sözü dinle, kalb-i selim ol,
Bil ki, kalbden kalbe yol var demişler!
Öfkelenme hemen, biraz salim ol,
Sert sirke küpüne zarar demişler!
Her yere uzanmaz el ve etekler,
Hep boşuna gider bütün emekler,
Göllerde dolaşan şaşkın ördekler,
Baştan değil, tersten dalar demişler.
Aldanma dünyanın sakın varına,
Düşmeye gör onun ahu zarına,
Bugünkü işini koyma yarına,
Gün doğmadan neler doğar demişler!
***
ERKARA KURAL TANIMIYOR!..
Sonbaharın, diğer bir ifadeyle o sarı iklimin zeval çehresi hâkimdi Bursa’ya. Dilinden “Her gün akşamlıdır, bugün de öyle devletlûm” diyerek evden çıktı Gülşah. Yolları garip bir hüzün, ağaçları ziynetsiz bir yakın zaman endişesi, evleri bir telaş, insanları yazdan arta kalan neşenin buruk tadı sarmıştı. Düşünceleri, bu binbir müşkilin ortasında, her an bir meçhule yollanıyor; bir malumun eşiğinde bin meçhulün ağına düşüyordu.
Öyle gâfil dolaşma, biraz kendine acı!
Bulmalısın kalbleri temizleyen ilâcı!
“Ne hikmetse şimdilerde altından geçtiğim bütün ağaçlar yapraklarını döküyor. Havada hazan var, kalbimde tarifsiz bir hüzün... Biliyorum Doğan Bey’imin noksanlığı…” diyen Gülşah, çok samimi arkadaşı Dürdane’ye gitti. DEVAMI YARIN

