MHP''nin seçimden zaferle çıktığının ertesiydi. Tebrik için arayıp not bıraktığımızda doğrusu sonucu da merak ediyorduk. Devlet Bey, sadece on beş dakika sonra telefonumuzu çaldırdı. Söyledikleri vefa yüklü cümlelerdi: -Biz bu işe sizinle başladık. Gazeteyi alınca ilk önce sizi okuyorum. Yeriniz, yanımızda ayrı... Hayat, bazen hoş tesadüflerle doludur. Rahmetli Alp Arslan Türkeş''ten sonra MHP''ye genel başkan seçilecekti. Birkaç aday ortaya çıkmıştı. Tuğrul Türkeş, Ramiz Ongun, Enis Öksüz, Muharrem Şemsek gibi... Adaylardan biri de sayın Devlet Bahçeli idi. Biz TGRT''de Entelektüel Boyut programını yapıyorduk.
Sayın Türkeş''ten bir hafta sonra sayın Bahçeli''yi konuk ettik. Bu O''nunla ikinci görüşmemizdi. İlkinde Ankara''da MHP''nin tertiplediği AB konulu bir toplantıda olmuştu. Başbuğ, hayatta idi. Toplantı Ankara Sheraton''da yapılıyordu. Bazı MHP''li dostlarla bir masadaydık. Bir ara yanımıza biri geldi. Zayıfça, narin yapılı bir insandı. Biraz konuştuk. Ancak bizdeki bir çok mecliste olduğu gibi tanıştıran olmamıştı. Az sonra müsaade isteyip kalktı. O kısa konuşmada ortaya koyduğu görüşler, bizimkilerle öylesine birbirini tuttu ki bundan çok memnun kaldık. Ayrıldıktan sonra masadakilere kim olduğunu sorduk. "Dr. Devlet Bahçeli" dediler; hakîkaten güzel fikirleri vardı. İsmi elbette ki hatırlamıştık ama o ismin o şahsa ait olduğunu bilemezdik. TGRT''nin İstanbul stüdyolarında bir araya geldiğimizde etrafında saygılı dost bir grup vardı. Devlet Bahçeli, ömründe ilk defa televizyona çıkıyordu. Stüdyoyu gezdirdik. Program öncesi ve sonrası program kadar samimi oldu. Medeni haline varıncaya kadar sohbet ettik. İlginçtir, o gün bize ayrılan saati bir nezaket cümlesine sığdırılmış bir dua ile bitirmiştik: -Devletli olunuz efendim!.. Zekâsı, mes''eleleri ele alıp tahlil edişi, sentez kabiliyeti, fakat onlar kadar değerli olanı efendiliği ile bu iltifatı hak etmişti...
Sonra o kırıcı kongre yapılmış, Devlet Bahçeli öne geçmiş, kavga çıkmış, hakim, kongreyi tehir zorunda kalmıştı. O ara biz kongrede kavgayı başlatan, kaba kuvveti öne çıkartan kişi tarafından ölüm tehditleri almaya başladık. Günlerce sürdü. Çoluk-çocuğumuz tedirginlik yaşıyordu. Bizimle MHP kongresi arasında ne gibi münasebet vardı ki tehdit ediliyorduk? Bir kısım taraftar, kendilerini peşinen Tuğrul Türkeş''in genel başkanlığına inandırmışlardı. Onlara göre MHP''nin başında "Türkeş" soyadı taşımayan biri olamazdı. Bu sebeple TGRT üzerinden bize ölüm tehditleri yağdırılıyordu. İddia şu idi: -O, adayları çıkartıp konuşturmasaydı bu kavga çıkmayacaktı... Doğru... Delege, genel başkan adaylarını bizim programla tanıdı. Kendine göre hükme vardı. Tercihini yaptı. Yoksa adaylar tabiî ki birbirinden değerliydi. Bir bakıma değerler arasında seçme zorluğu yaşanıyordu. Ve en nihayet genel başkan olup-olmamak bir nasip meselesiydi. Derken ikinci kongrede Devlet Bahçeli MHP''ye genel başkan seçildi.
Bir müddet sonra yine konuğumuz oldu. Bu defa Ankara stüdyomuzdaydık. Yayın başlamadan önce söylediği, bizde tatlı bir tebessüme yol açtı: -Biliyor musunuz; genel başkan olduktan sonra da ilk defa sizin programa çıkıyorum... Ardından yurt gezilerine başladı. Bir sebeple Elazığ''daydık. Bahçeli''nin de geleceğini öğrendik. Zaten öğrenmememiz imkânsızdı. Elazığlı ülkücüler, şehrin en işlek caddesine "Hoş geldin Bilge Devlet" diye afiş asmışlardı. O İsviçre göllerinden ileri Hazar''ın kıyısında birlikte olduk. Ertesi gün sütunumuzdaki yazının başlığı "Bilge Devlet" idi... Telefonla arayarak "aman efendim; biz o ifadelere layık değiliz" deme tevazuunu gösterdi. Kaleme aldıklarımızdan dolayı dudak bükenler oldu; fakat biz memnunuz. Bir kabiliyeti keşfetmişiz...
Devlet Bahçeli''nin yaşadığımız ölüm tehditlerinden haberdar olmaması imkânsızdı. İşte "bu işlere sizinle başladık..." deme inceliğini göstermesi o ilkler, tehditler ve yazılara atıflardı...
Bunları niçin anlattık? Birincisi tarih sayfalarına kayıt düşmek için. İkincisi de... Soru bombardımanı altındayız. Telefon, faks, mektup, elektronik mektup ve karşılaşmalarda Devlet Bahçeli ile alakalı yığınla soru alıyoruz. Soranlar iki kısım; birincisi bizzat ülkücüler; olanları hazmedemiyorlar. İkincisi MHP''ye oy verenler. Bir yanlışlık yapmış olmaktan korkmaktalar. Devlet Bahçeli fevkalade şartlarda genel başkan oldu, fevkalade şartlarda, kimsenin ihtimal vermediği bir ortamda da partisini iktidara taşıdı. 28 Şubat kararları olanca şiddetiyle devam ediyor. Gemiyi dalgalara yenik düşürmeden, kayalara çarpmadan, karaya oturtmadan selamet sahiline varmak kolay değil.
Devlet Bahçeli, emin insandır...
Yaşadığı mecburiyetleri göz ardı etmek hakşinaslık olmaz. Şüphe büyüteci altına alındılar. Her şeye rağmen hükümette olmaları bir teminattır. Yerinde icraatlarını görüp takdir edecek, hatalı hareketlerini de herkesten önce biz söyleyeceğiz.
Çünkü, biz dostuz.
Sözlerini tutmaları ve az hata yapmaları gerekiyor. Yarınki tek başına iktidarın yolu bugünlerden geçmekte...
MUDANYA YARGILAMASI Mudanya muhakemesi başlarken DGM''lerin sivilleşmesi de rağbet buldu. Neden bugüne kadar beklenildi? Oysa bu sivilleşme talebi, yıllardır gündemde. Bunun bir imtiyaz olduğu söylenemez.
Lakin, Avrupa''nın bastırması şart mıydı?
Biz, ne gün şu ''düvel-i muazzama'' kompleksinden kurtulacağız. Yarın o devletler, asmaya da karşı çıkacaklar; hayır yarın değil, bugünden karşılar. Peki, ne olacak? Ya evladlarını en delikanlı çağlarında toprağa verenler; onlar için düvel-i muazzama ne diyor? Onlarınki can değil mi? Bir de bu dâvâ keyfiyeti biraz fazla reklam edildi ...
Bilerek mi yapılıyor? Sanki festival . Mübalağa vakarın düşmanıdır. Bir siyasi lideri değil, çete reisini hesaba çekeceksiniz. Eğer bu hava devam ederse Öcalan''ın arkasında yer alan Batılı devletler, gün gün artar.
Önce çoğalır, sonra olmadık taleplerle karşımıza çıkarlar. Ne kadar dikkat edilirse edilsin Batı memnun edilemeyecektir. Bu Batı; nam-ı diğer düvel-i muazzama, bugünkü adı ile büyük devletler, Adnan Menderes ve arkadaşları muhakeme edilirken nerede idiler acaba? Bugünkü Başbakan ve Cumhurbaşkanı dahil, liderler 12 Eylül ''80''de içeri atılırken niçin sesleri çıkmadı? Onlar işlerine gelince "insan hakları" derler.
Onun için yeni hükümetin öncelikli meselesi siyasetten eğitime, ekonomiye kadar iç barıştır. İçeride çürük diş gibi sallanılırsa dışarıya karşı metin olunamaz. İç barış, tahminlerin ötesinde bozuk.

