Dünyanın hemen her yöresinde savaşlar, işgaller, terör, isyan, darbe ve kargaşalar... devirler boyunca süregelmekte…
Yaşanan felaketin çapını, İlk ve İkinci Cihan Harbi’nde ölenlerin sayısı anlatmaya kâfidir. I. Dünya Harbi’nde 8 buçuk, II. Dünya Harbi’nde 85 milyon civarında insan öldü.
1950’de Kore Harbi oldu. BM kuvvetleri kayıp toplamı 600 binden fazladır. Asya’nın bu doğu ucunda bizim verdiğimiz şehîd sayısı 462’dir.
Vietnam Harbi, 1955-75 yılları arasında cereyan etti. İnanılır gibi değil ama 5 milyon civarında insan hayatını kaybetti.
27 Mayıs 1960’ta Türkiye’de İngiliz güdümlü olarak kanlı bir cunta darbesi yapıldı. Seçilmiş Hükûmet devrildi. Başvekil ve iki Bakan idam edildi.
12 Mart 1971’de ise bu defa Washington güdümlü bir darbe tezgâhlandı. Bazı sosyalist eylemciler idam edildi.
Humeyni, Şubat 1979’da Fransa başta olmak üzere Batı’dan aldığı destekle İran’da Şah Rıza Pehlevi’yi devirdi…
SSCB Aralık 1979’da Afganistan’ı işgal etti. İki yıl süren işgal, Sovyetler için sonun başlangıcı oldu.
12 Eylül 1980’de ise Pentagon destekli darbeyle Türkiye’de bir defa daha seçilmiş iktidar devrildi.
1991-95 arasında Sırp-Boşnak Savaşı yaşandı. Boşnaklar, Avrupa’nın ortasında Srebrenitsa’da soykırıma maruz kaldılar.
28 Şubat 1997’de apoletli kişiler, Siyon-Haçlı yönlendirmesiyle Türkiye’de yine seçilmiş iktidarı devirerek faşist bir dönem başlattılar.
2001’de ABD, Afganistan’ı işgal etti. Gerekçe olarak 11 Eylül’deki İkiz Kuleler Saldırısı gösterildi. 20 yıl süren işgalde Amerika 50 bin küsur, Afganistan 10 bin küsur kayıp verdi.
ABD ordusu,1990/91’deki ilk Körfez Harekâtı’ndan 10 yıl sonra 2003’te Irak’ı ikinci defa işgal etti. 1 milyon sivil katledildi.
Bu olup bitenlerden kurtulup yeni bir döneme geçme ümid edilirken bölgeye Okyanus ötesinden "Arap Baharı” adıyla eylemler ihraç edildi:
2010’da Tunus’ta başlayan "Arap Baharı”, sokak gösterileri sonucunda Tunus, Libya, Mısır, Yemen’de iktidarları değiştirdi. Bazı liderler katledildi. Nümayişler birçok bölgeye sıçradı. Sokak olayları, Mart 2011’de Suriye’de iç savaşa dönüştü.
28 Mayıs 2013’te İstanbul’da Gezi İsyanı başladı. Bayburt hariç bütün iller günlerce sarsıldı…
20 Şubat 2014’te Rusya-Ukrayna Savaşı çıktı.
15 Temmuz 2016’da FETÖ adlı örgütü vasıtasıyla Türkiye işgal ve darbe tehlikesi yaşadı.
7 Ekim 2023’te Gazze’de tarihin en vahşi insan kıyımlarından biri olan Siyonist Soykırım başladı…
Bu dünyanın çehresi şimdi 3 Ocak 2026 tarihinde ABD işgal güçlerinin Venezuela’nın başşehri Karakas’a girip seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini sabaha karşı evlerinden kaçırıp New York’a getirmeleriyle yeni ve tehlikeli bir şekil almıştır.
Hadise, Maduro’nun devrilmesinden ibaret değildir. Trump, ABD’yi borç batağından kurtarmak ve böylece seçimleri de kazanmak için acilen petrol yataklarını, gaz vanalarını, yer altı servet imkânlarını ele geçirmek istemektedir. ABD’de Maduro Vak’asından sonra iki hamle daha geliştirildi. Tahran ağırlıklı olarak İran’da sokak hareketleri tahrik edildi. Eylemler tırmanıyor. Trump’ın diğer hedefi ise Grönland’ı bir şekilde ele geçirmektir…
Bütün bunlar yaşanırken arkasında Türkiye olan Suriye Devleti, SDG/YPG unsurlarını Halep’ten çıkardı. Burada dikkat çekici olan Türkiye Güvenlik Unsurlarının Halep’teki sivil ölümlerinden Kandil’i sorumlu tutmasıdır. "Çarpışın talimatı oradan geldi” denmekte. Diğer taraftan Doğu Fırat sıkıntı olarak devam ediyor. Bu itibarla hedef seçilen yerlere her ân harekât yapılabilir.
Türkiye, Maduro ve dost Venezuela halkının yanında olduğunu en açık şekilde ilân etti. Uzaktan yakına dikkat kesilmek mecburiyetindeyiz. Yakınımızda İsrail, vahşi bir şekilde soykırım yapmakta Somaliland’ı tanıyarak Gazze ahalisini buraya sürmeyi planlamaktadır. Keza, görüldüğü gibi ABD-İsrail ittifakı İran’da rejim değişikliği peşindedir. İran’ın çökmesi her haliyle Türkiye’yi alakadar eder. Güneyimizle doğumuzda bunlar yaşanırken Kuzeyimizde Ukrayna harcanmış ülke durumuna düşmüştür. Burada beklenmedik gelişmeler olabilir. Hatta NATO ve AB de dağılabilir.
Diğer yandan teknoloji mesafeleri, hudutları kaldırmıştır. Venezuela’yı uzak sayıp göz ardı edemeyiz!
1860’tan itibaren yarım asırdan fazla bir zaman Osmanlı Türkiye’sinden Latin Amerika’ya hicret eden teb’amız gayrimüslim ve müslim insanlara geldikleri Venezuela, Arjantin, Brezilya, Şili, Kolombiya, el Salvador, Dominik, Ekvador gibi memleketlerde Türkler anlamında el Turcos veya el Turco dendi. Devletimizin Pasaportunu taşıdıkları için onlara bu şekilde isim verilmişti. Bunların arasından ilerleyen zaman içinde 5 ayrı devlette cumhurbaşkanı, yazar ve kültür adamları çıktı. Dindaş yahut kültürdaşımız olan o günkü vatandaşlarımızın bugünkü torunları el Turco’ların bugünkü torunlarının Güney Amerika’daki sayısı 30 milyondan fazladır.
O hâlde Latin Amerika’da esaslı bir diaspora çalışması gerekir. Bu nüfus Venezuela kadardır.
Dünyanın yeni ve çok da hoş olmayan bir döneme girdiği bellidir. "Etrafımız ateş çemberi” sözü, gerçek olmuştur. Bu sebeple hem Devlet ve hem de Millet olarak çok dikkatli yaşamak, uyanık olmak, oyuna gelmemek, ihtilafa düşmemek, israftan kaçınmak mecburiyetindeyiz.
Dün olanlar, bugün de yarın da yaşanabilir…

