O bir şair; "Sultan''üş Şuara." Şairler Sultanı. Dîvan edebiyatının büyük şairi Mahmud A. Baki''den sonra bu payeye eren ikinci zirve...
Hikâyeci... Romancı. Tiyatro yazarı... Senaryo yazarı... Denemeci... ''Fıkra muharriri...'' Biyografici. Otobiyografici... Dînî metinler derlemecisi... Tarih vadisinde yeni tezler müdafiî... Mütefekkir; "beyni zonk zonk zonklayanlardan biri." Fikir ve edebiyat hayatımıza jandarmalık yapan münekkîd... Vatan haritasının gölgesi, yüzüne aksetmiş dâvâ adamı.
Mutasavvıflara hayran gönül eri... Hapiste geçen seneleri, fakülte yıllarını aşan şaşılacak mücessem sabır. Üniversitede Hoca... Meydan yerine atılarak milyonları uyandıran, yeni nesiller yetiştiren, "Allah" demenin suç sayıldığı bir zamanda kollarını makas gibi açarak "durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!" diye haykırıp onlara hakikati ihtar eden gözü pek mücadele neferi. Çabuk kızan, çabuk yumuşayan, çabuk pişman olan bir san''atkâr. Müthiş bir nüktedan... Estetikte mükemmel ölçüler maliki. Hiciv ve polemikte rakipsiz... "Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeten", "gönülde asıl perde onu hangi göz deler" diye soran hassas karakter. Kaldırımlar''ın emzirdiği çocuk... Su''da ezel ve ebed fikrini arayan mustarip Çile''keş.. Sakarya Destanı''nda "nerede kardeşlerin cömert Nil, yeşil Tuna?" diye sorarak bu millete mazisini hatırlatan muhteşem muhayyile. Zındandan Mehmed''e mektup yazarken, kendisi serbest ruhu mahpuslara tekerleğin tümsekte kalmayacağı müjdesini vererek onlara ümid aşılayan hikmet ehli. "O ki O yüzden varız" diyerek Sevgili Peygamberimiz''e -aleyhissalat-u ves''selam- aşk ötesi bir aşkla bağlı halis mü''min.
Mücerredden devşirdikleri zihinleri kamaştıran "solmaz-pörsümez yeni"nin kara sevdalısı. Günahkâr...tövbekâr. "Benmişim kendime en büyük ceza" diye kendi kendisini sorgulayıcı. Her şeyi "Aynadaki Yalan" sayarak bu dünyaya metelik vermeyen meşrep... Kırıp-döktüklerine mektup yazıp af rica edecek kadar mütevazı. Ve mahkûm...."Dokuz köyün sahibi" iken "dokuz köyden kovulmuş" o şair, yazar, mütefekkir, dâvâ ve gönül adamı, en nihayet bu dünyaya mevzuatın mahkûmu olarak veda etti. "Sultan Vahidüddin -Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu" ismindeki kitabı yüzünden ileri yaşına rağmen bir kere daha ceza mahkemesine celp edildi. Muhakeme edildi. Suçlu bulundu. Yargıtay, hükmü tasdik etti. Adli Tıp Kurumu Başkanı Dr. Ayhan Songar''ın hastaneye yatırarak ''sanığın sağlığı yüksek şekerden dolayı cezanın infazına elverişli değildir'' diye rapor vermesi ile "ana rahmi zahir şu bizim koğuş" dediği mekâna girmekten kurtulan eğilmez, bükülmez, satılmaz kalem.
Fatih Camiindeki cenaze namazına on binler iştirak etti. Bugün bir dergâhın eteklerinde. Zaten bütün derdi-dâvâsı Silsile''t-üz Zeheb unvanlı Büyük Alimler''in ardı sıra topal ayakla dahi olsa koşarak bir gönül sultanının eteğine tutunmaktı. Bu aşkla yanıp-kavruldu...
Şu gün, fikir hayatımızdaki boşluklar, siyasete aksediyor. Siyasetteki zelzele, bütün cemiyeti dipten sallıyor. Fikir hayatındaki boşluklar, noksanlıklar, tarif hataları ve kargaşa, Necip Fazıl Kısakürek gibi kıymet hükmü mimarı mütefekkirlerimizin yokluğundan ileri gelmektedir.

