Gerilen sinirlere, yorgun düşen ruha en iyi ilaç; sanat! Bilhassa müzik... Geçtiğimiz çarşamba akşamı, Ülker''in sponsorluğunda 27. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali bünyesinde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Kamran İnce Topluluğu''nun AKM''de verdiği konseri dinledikten sonra bunu bir kere daha anladım. Konserde, "Likya''yı Anımsayış", "Kostantinopolis''in Düşüşü", "Fest" isimli besteleri icra edilen Kamran İnce, Amerika''da öğrenim görmüş, halen Memphis Üniversitesi''nde kompozisyon hocalığı yapan genç, özgün ve eserlerinde Türk motiflerine geniş ölçüde yer veren, Anadolu''nun sesini içinde özümlemiş; bu yolla bütünlüğe ulaşan bir besteci. Değişik, sürprizli, heyecan verici, geçmişten korkmayan, özgür bir sanat anlayışıyla bestelenmiş eserleri kusursuz bir topluluk tarafından icra edilirken dikkat ettim, salonda herkes nefesini tutmuş bir halde dinliyordu. Hele son bölümü oluşturan, Anadolu''nun coşkulu halk müziği motiflerinin Batı müziği unsurlarıyla özgürce karıştığı Fest, herkesi bir coşku ırmağına aldı götürdü... Konserden sonra büyük bir coşkuyla alkışlanan İnce ve usta yönetimiyle dikkat çeken şef Kevın Stafheim dakikalarca alkışlandı ve tekrar tekrar sahneye davet edildi.
SEVMEK, İNCE BİR SANATTIR Bazı okuyucularım ve benim sinemayı sevdiğimi bilen dostlarım, benden film tavsiyelerinde bulunmamı istiyorlar. Her şeyden önce şunu belirteyim, ben bir sinema eleştirmeni değilim ama bilinçli bir film izleyicisiyim. Zaman zaman tavsiye ettiğim filmlerden hoşlanılıyorsa bu yüzdendir. Madem ki bugün konuyu sanattan açtık; size çok hoş bir film olan Merkez İstasyonu (Central Station) filminden bahsedeyim. Yönetmenliğini Walter Salles''in yaptığı, senaryosunu Joao Emanuel Carnerio''nun yazdığı bu filmin konusu kısaca şöyle: Yaşlı, sıradan, fakir ve yalnız bir kadın olan Dora (Fernando Montenegro) Rio de Jenario Merkez İstasyonu''nda okuma yazma bilmeyenlerin mektuplarını yazarak geçimini sağlamaktadır. Ancak, yazdığı mektupları yerlerine postalamamakta, yırtıp atmaktadır. On yaşında Josue (Vincius de Oliveira) ve annesi mektup yazması için Dora''ya başvururlar. Josue''nin bütün isteği kendilerinden ayrı olan babasını tanımaktır. Bu arada Josue''nin annesi otobüs çarpması sonucunda ölür. Josue Merkez İstasyonu''nda yapayalnız kalır. İnsanlara karşı olumsuz yargıları olan, sevmemekte direnen Dora, bir süre sokakta kalan ve kendisinden yardım bekleyen Josue''ya ilgi göstermemekte direnir. Alışılagelmiş duygusallıklara düşmeden, olayların doğal akışı içinde zamanla bu direnci kaybolur. Bencil, duyarsız ve kalıplaşmış bir hayatı kabullenmiş görünen Dora, kendisinden umulmadık gizli bir duyarlılık ve özveriyle Josue''yı baba evine ulaştırmayı başarır. Berlin Film Festivali''nde Altın Ayı ödülü alan film, dikenli tarlalarda "sevgi" çiçeğinin açışını, çirkinlikler içinde güzelliklerin keşfini alışkın olmadığımız tarzda işliyor. Sinemadan çıkarken içiniz buruk ama hoş duygularla dolup taşıyor, "Sevmek, ince bir sanat" diye düşünüyorsunuz.

