Basından edindiğimiz bilgilere göre Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Aspendos''ta yapılacak olan Uluslararası Opera Festivali''ni Demirel zamanından kalan bir alışkanlıkla "Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer''in yüksek himayelerinde" diye duyurunca, kendisinden izin alınmayan Cumhurbaşkanı Sezer, böyle bir etkinliği himayesine almadığını belirterek davetiyenin düzeltilmesini istemiş. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı''ndan özür dileyen Genel Müdürlük, Cumhurbaşkanı''nın adını çıkararak davetiyeleri yeniden bastırmış. Farklı uygulamalarıyla dikkat çeken Sezer''in bu tavrı büyük bir ihtimalle sanat çevrelerinde çeşitli yorumlara yol açacak, hatta Sayın Cumhurbaşkanımız batı müziğine karşı olarak gösterilecektir. Şimdiye kadar üst yönetimle içli dışlı olan bazı medya mensupları, "Hafta sonu köşkte yemekteydim", "Dün akşam Cumhurbaşkanı aradı" gibilerden hava atamamanın sıkıntısı içinde Sezer''i tanıyamamaktan, anlayamamaktan dem vuruyorlarsa da adalete susamış halk, elinde terazisiyle gelen, mütevazılığıyla her fırsatta kendilerinden biri olduğunu hatırlatan yeni Cumhurbaşkanını anlamış ve benimsemiştir. Onun ağırbaşlı, ciddi ve olgun kişiliğinde devletin itibar kazandığı inkar edilemez bir gerçektir. Davetiye konusunda böylesine titizlik gösteren Sezer''in bu tutumu, kanaatimce onun bütün kesimlere eşit mesafede durmaya kararlı olduğunun bir göstergesidir. Tabii anlayanlar için... Hatırlayacaksınız, geçmiş yıllarda Demirel, Bethowen''ın 9. senfonisini büyük bir ustalıkla çalan Bilkent Orkestrasını gösterip "İşte Çağdaş Türkiye!" diyerek taraf olmanın anlaşılmaz bir örneğini sergilemiş, müzik dünyasını sarsmıştı. Şarkılar gücenmişti, türküler ağlamıştı. Udlar, tamburlar, kemençeler, hasılı bütün yerli sazlar coşkusunu kaybetmiş, ince ince sızlamıştı. Aslen bir bütün olan müzik, en üst katta ayırıma tabi tutulmuştu ve mesaj şöyle algılanmıştı; yerli müzik çağdışı, batı müziği çağdaş... Yerli müziği sevenler gerici, batı müziğini sevenler ilerici... Sanat dünyası hassastır, kırılgandır. Türk müziğiyle uğraşanlar uzun süre Cumhurbaşkanlarının kendi konserlerine teşrif edip de gönül alıcı, en azından dengeleri ayarlayıcı bir tavır sergilemesini beklediler ama göremediler. Kendi öz vatanında Türk Dili gibi Türk Müziği de öksüz tavır içinde hep boynu bükük kaldı. İtildi, kakıldı, horlandı, unutturulmaya çalışıldı. Böylesine bir fırsat eşitsizliği içinde kendini evrensel çizgilerde geliştiremedi; kendi yağıyla kavrulan garibanlar misali güç şartlar altında yaşama mücadelesi verdi.
Nerden nereye diyeceksiniz... Cumhurbaşkanımızın davetiye titizliği bana öz müziğimizle ilgili sıkıntıları hatırlattı. Bu hususta gönlü kırık birçok insanın da hislerine tercüman olduğumu sanıyorum. Derleyip toparlayıp bir sonuç çıkarmak gerekirse şunu diyebilirim, müzik klasiğiyle, cazıyla, yerlisiyle, batılısıyla bir bütündür. Bu bütünlüğü koruduğu için güçlüdür ve himayeye muhtaç değildir. Her şeyde hukuku kollamaya çalışan Sayın Sezer, büyük bir ihtimalle bunu da ima etmiş olabilir...

