Radikal Gazetesi''nin Genel Yayın Müdürü Mehmet Y. Yılmaz, fırsat buldukça okuduğum; eleştirilerinde hırçınlaşmayan, ölçülü ve ılımlı bir köşe yazarı. Ne var ki geçtiğimiz günlerde kendisiyle yapılan bir röportajda önce uzanarak poz verişini yadırgadım (Oysa yazarlar da artistik olmağa özenemezler mi?). Sonra, kesin bir hükümle Türk Basınında gerçek anlamda dört yazar olduğunu söylemesini yadırgadım. Açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Yılmaz''ın "tek seçici" havası içinde bu değerlendirmeyi hangi ölçülere göre yaptığını pek anlayamadım. Birçoklarını kızdırmasına rağmen ben bu meselenin üstünde durmadım. Ta ki Ertuğrul Özkök''ün bir yazısında Pakize Suda''yı bu sıralama doğrultusunda nerdeyse beşinci gerçek yazar ilan eden methiyesini okuyuncaya kadar... Durdukları yerde bu Genel Yayın Yönetmenlerine ne oluyor böyle? Bir yazara övgüler düzüp onları öne çıkarma gayretleri ne anlama geliyor? Yazarlar içinde kimin en iyi olduğuna dair gerçek ve son hüküm okuyuculara ait değil midir? Onlar, neden araya girip kesin hüküm cümleleriyle fikir beyan ederek okuyucuyu yönlendirmeye çalışıyorlar? (Bu durum, bana nedense nerde gülünmesi gerektiğini konser ve kahkahalarla vurgulayan Amerikan komedilerini hatırlatıyor.) Şimdi diyeceksiniz ki bir Genel Yayın Yönetmeni beğendiği yazarları açıklayamaz mı? Elbette açıklayabilir. Ama meslek etiğinin ince nezaket kurallarına uymaya özen göstererek, geneli kaplayan hüküm cümlesi yerine "Bana göre" ifadesini kullanarak, kimseyi incitmeden, üzmeden, hevesleri kırıcı olmadan... Zaten "yazmak" eyleminin kendisi bir çile; büyük çabalar gerektiren bir sorumluluk... Yazmaya soyunan, bu işi meslek edinen kişi "büyük yazar" olduğu vehmine kapılmadan bu çileye katlanabilir mi? Sahne sanatçısı nasıl ekmek kadar, su kadar alkışa ihtiyaç duyuyorsa yazarın da istediği (hatta tek gıdası) bir parça iltifat değil mi? Bu yolda gelişmenin dürtüsü olan ve "iltifat" adı altında özetleyeceğimiz ilgi ve destek esirgendiğinde yazarın nasıl fikrî ve ruhî kabızlığa düştüğünü bizzat yazı erbabı bilmez mi? O halde birkaç kişiyi yaldızlarken diğerlerine karşı takınılan bu toptancı tavır neden? Yaşadığımız "sevgisizlik" toplumunda sanki dünya sadece ve sonsuz kadar kendilerine kalacakmış gibi herkes, kıran kırana bir mücadele içinde. Meslek erbabında tuhaf bir çekememezlik. Kimse, kimseyi anlamıyor, kabullenmiyor, desteklemiyor. Bu durum köşe yazarları arasında da söz konusu. Daha önceden muhkem köşelere çöreklenenler yeni köşe yazarlarını beğenmiyorlar. Hatta küçümsüyorlar. Üstüne üstlük çokluktan şikayet ediyorlar.
Kısacası "ötekiler", "berikiler" mücadelesi köşelerde de sürüp gidiyor. Bu tahammülsüzlük ve çekememezlik ortamında iltifat, destek, teşvik gibi tavırlar ancak hayal... "En iyi yazar kim?" meselesine gelince...Bunda kimse ahkam kesmesin. Nasıl olsa zaman ve okuyucu bunu belirleyecek.

