Fay kelimesi hayatımıza öylesine yerleşti, bilinçaltı, bilinçüstü "fay"la öylesine doldu ki faysız bir yaşam biçimi düşünemez olduk... Ben bile başlık olarak "Vay vay vay" diye yazacağıma "Fay fay fay" diye yazmışım.
Ne halde olduğumu anlayın diye değiştirmedim.
Biliyorsunuz, Sismik-1 gemisinin Marmara''da yaptığı araştırmaların sonuçları İTÜ Rektörlüğünce düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklandı. Buna göre deprem riski daha da artmış durumda.
Şimdi, "Hani fay hattı 60 kilometre aşağıya çekilmişti?" diyeceksiniz. Vallahi bilemem, şimdiki durum bu. Yarın nasıl bir açıklama yapılır, bilinmez.
Psikolojik bakımdan zaten pek iyi durumda olmayan İstanbul''luları yine bir telaş aldı."Oynatmaya az kaldı, doktorum nerde?" şarkısı içten veya aleni söylenip duruyor.
Halkın korkularına ve merakına tercüman olmaya çalışan medya mensupları İTÜ Rektörü Gülsüm Sağlamer''e, bu fayın uzunluğu nedir" Fay ne zaman kırılacak?" gibilerden sorular sorunca, Rektör Hanım kızıyor, "Size ne faydan?" diyor. Allah Allah!... Ve sonra, emir buyuruyor: "Siz önlemlerle ilgilenin, faylara biz bakarız!"
İyi de kanal kanal dolaşıp bizleri tez hazırlayacak kadar akademik fay bilgileriyle donatan, fayı bir saplantı şeklinde hayatımıza yerleştiren kendi üniversitenin profesörleri değil mi?
Ne demek faydan bize ne?
Kırıldığında etkilenecek olan biz değil miyiz?
Önlem deniliyor, pekala!
Deprem çantamızı hazırladık.
Deprem anında cenin pozunda kıvrılmak üzere muhtemel mekan boşluklarını tesbit ettik.
Hiç kolay değil ama apartman içinde de bir savunma ve korunma ekibi oluşturduk diyelim.
7''nin üstünde bir büyüklükten bahsediliyor.
Bu, karınca kararınca alınan bütün önlemlerin boşa gitmesi demek.
Korku, dağları aşmış durumda.
Geçenlerde bir toplantıda tanıdığım, hayatının baharında bir genç kız, bütün umutlarını yitirmiş birhalde. "Ne olacaksa bir an önce olsa da kurtulsak!" diye mırıldanıyor bezginlik içinde. Bir başkası, "Artık kapı eşiklerinde yatıyoruz. Her an ölüp ölüp diriliyoruz" diyor.
Önlem denildikçe artık kadere teslimat yaygınlaşıyor.
Yani, ödümüz patlamış bir halde hem kıyameti bekliyoruz, hem de birbirimize kenetlenmiyoruz. Hayatı algılayış ve davranış biçimlerimizi gözden geçirmeye yanaşmıyoruz. Varlığımızın amacı üstünde düşünmüyoruz.
Hâlâ aynı sevgisizlikleri, saygısızlıkları ve öfkeleri yaşıyoruz. Depreme dayanıklı kafalar ve gönüller sahibi olamıyoruz.
Benim de hazmedemediğim bu.

