Girdiğimiz yeni binyılda küreselleşmeyi layıkıyla kavrayamayan ve hızlı teknolojik gelişimlere ve bunun paralelinde "Değişim"e ayak uyduramayan kurumlar, işlevlerini yitirecek. Onun için her fırsatta ısrarla "yeniden yapılanma" gereğinin üstünde duruyoruz. Son zamanlarda Kültür Bakanlığı bünyesinde (özellikle devlet tiyatrolarında) birtakım rahatsızlıklar yaşandığını biliyoruz. Bütün sorunları ve rahatsızlıkları masaya yatıran üst düzey yöneticileri, Bakan İstemihan Talay''ın desteğiyle "yeniden yapılanma" kararı aldılar. Ve geçtiğimiz hafta Ankara''da dört gün süren "Uluslararası Devlet Müzik ve Sahne Sanatları Kurumlarının Yapılanma ve İşleyişinde Çağdaş Modeller" adı altında bir sempozyum düzenlediler.
Davetlisi olduğum sempozyumu üç gün boyunca ilgi ve dikkatle izledim. Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Akbulut''un konuşmasında belirttiğine göre sempozyumun amacı; kurumlarda daha verimli olmayı sağlayacak ve üretkenliği özendirecek bir sistem oluşturmak; bir yarış ortamı hazırlayarak kurumların ve sanatçıların sanat alanındaki yükselişine yeni imkanlar getirmek, kurumların siyasal iktidarın değişiminden etkilenmeden kendi özel işleyiş ve gelişimine dayanan bir yapılanma içinde bulunmalarını sağlamak... Yani çağdaş gelişime ve değişime ayak uydurmak. Sanat kurumlarıyla ilgili yasaların yürürlüğe giriş tarihi üzerinden nerdeyse yarım yüzyıl geçmiş. Sosyal değişimlerin, atılımların, gelişmelerin yaşandığı ülkemizde sanata ilginin ve sanatçı potansiyelinin de arttığı göz önünde tutulursa mevcut yasaların ihtiyaçlara karşılık veremediği ortaya çıkıyor. Devlet Senfoni Orkestralarının ve koroların yasalarının olmayışı göz önünde tutulursa Bakanlığın yaşadığı iç sıkıntıları anlamak mümkün. Kültür Bakanlığını uluslararası modelleri de göz önünde tutarak yeniden yapılanmaya zorlayan en önemli faktörlerden biri mevcut yapıda üretkenliğin ve başarıya özendirmenin olmayışıdır. Böylesi bir sistemde çalışan da çalışmayan da bir tutulmaktadır; böyle bir durum, başarıda ve üretkenlikte eşit olmayanları eşit duruma getirmekte, kurum içi huzursuzluklara sebep olmaktadır. Oysa sanatın mutlaka rekabet temeli üzerine oturması gereği vardır. Bu, sempozyumda en çok tartışılan konuların başında geliyordu. Sempozyum sırasında sunulan modeller ve görüşlerden çıkan sonuçların başlıkları şöyle: *Devlet, sanat kurumlarına desteğini sürdürmelidir. *Sanat Kurumları mutlaka özerk olmalıdır. *Sanat Kurumları, saptanacak sayıda kişiden oluşan bir Danışma Kurulu''nun desteği ile görev yapan bir Genel Müdür''le yönetilmelidir. * "Sanatçı" kavramı bir kadro adı olmaktan mutlaka çıkarılmalıdır. *Bu kadroda yer alan insanların aldıkları unvanlar sonsuz ve değiştirilemez olmamalıdır. Sözleşmelerle sınırlı zamanlarda ve üreticiliklerinin, gelişmelerin sürdüğü sürece kadroları ellerinde tutmalıdır. *Sanat Kurumları, gençliğin sanat eğitimine katkıda bulunmalıdır. *Yöneticilerin yetkinlikleri, işbaşında bulundukları sezon içindeki performansları, etkinlik sayısı, niteliği ve etki alanlarının ölçümüyle saptanmalıdır. *Sanat Kurumları''ndaki tüm çalışanlar, aynı kategoride ücretlendirilmelidir. *Emeklilik özendirilmelidir. *Sanat Kurumları ile Konservatuarlar arasındaki bağ güçlendirilmelidir.
"Haydi bakalım, kolay gelsin!" diyor, Kültür Bakanlığı''nı saran yenilenme rüzgarlarının diğer kurumlara da geçmesini temenni ediyorum.

