Geçenlerde, Radikal Gazetesi''nde öğretmenlerin sınavda başarısız olduklarıyla ilgili bir haber okudum.
Bu habere göre, Milli Eğitim Bakanlığı''nın, okul yöneticilerinin kalitesini artırmak amacıyla okul müdürü seçimi için yaptığı sınava katılan 26 bin öğretmenden yalnızca 5 bin 204''ü başarılı olmuş. Bunun üzerine Bakanlık, öğretmenleri yeni bir hizmet içi eğitimden geçirmeyi planlıyormuş. Sınavı kazanan öğretmenler müdür adayı olarak yöneticilik konusunda hizmet içi eğitime alınacakmış. Hizmet içi eğitimi tamamlayan öğretmenler daha sonra boş bulunan okullara, aldıkları formasyon doğrultusunda atanacakmış.
Okuyucularım hatırlayacaklardır; şimdiye kadar maaşlarının yetersizliği dolayısıyla öğretmenlerin çok zor durumda olduklarını, öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin maddi ve manevi destek görmeden hakkıyla yapılamayacağını her fırsatta yazdım.
Öte yandan medya da, ek iş yapmak zorunda bırakılan öğretmenlerin içler acısı durumlarını sık sık gündeme getirdi.
Dolayısıyle, öğretmenlerin sınavda başarısız olmalarıyla ilgili haber bizim için sürpriz değil. Kanaatimce sonuçtan birinci derecede, Bakanlığın bizzat kendisi sorumlu. Ortadaki gerçek, "ektiğini biçersin" kuralının doğal yansıması. Öğretmen yetiştirmede gösterilen özensizlik, öğretmeni enflasyon canavarına ezdirmede takınılan kayıtsız tavır, ister istemez böyle bir sonucu doğurur.
Hem "önce insan" diyoruz, hem de insan yetiştirmede, aklın gereğini yapmıyoruz. Sorumsuzluğumuz eğitimde kalitesizlik ve başarısızlıkla yine bize zarar veriyor.
Üstelik, öğretmeni sevmek, saymak; onu örnek kişi olarak kabullenmek bu toplumun geleneği. Bu geleneği korumak hepimizin boynunun borcu. Onun için öğretmenin itibarını zedelememek zorundayız.
Bu hususta öğretmenlerimiz de üzerlerine düşen görev ve sorumluluğun bilincinde olmalılar. Bir yanda ekonomik yetersizliğin getirdiği zorluklar, öte yanda mesleğin ağırlığı onları her ne kadar köşeye sıkıştırıyorsa da Cumhuriyet öğretmenlerine yaraşır bir biçimde ideallerini ve mesleğe sevgilerini hiçbir zaman kaybetmemeliler. Mesleği asla adamsendecilik zihniyetiyle sürdürmemeliler. Çağdaş olmanın gereğini yerine getirmeliler; kendilerini yenilemeliler.
Geçenlerde özel radyoların birinde öğrencilerin öğretmenleriyle ilgili anılarını ve görüşlerini dinledim. Konuşmalarda alay ve küçümseme hissettim. Oysa, Atatürk''ün yeni nesilleri emanet ettiği öğretmenler, birikim ve kişilikleriyle her zaman öğrencilerin saygı duydukları örnek kişiler olmak zorundadırlar.
Bunun için de fedakarlık istiyor.
Şimdi, bütün kurum ve kuruluşların bir çeşit kokuşma içinde olduğu bir dönemde öğretmenlerden çok şey bekliyorsun diyeceksiniz.
Belki öyle.
Ama öğretmen, hiçbir zaman süflilik ve acziyete düşmemeli, haklı da olsa birtakım özürlere sığınmamalı...

