Kaydet
a- | +A

Geçen hafta, NTV kanalında Mithat Bereket''in hazırlayıp sunduğu Pusula Programında "Ermenistan''ın İki Yüzü" adlı bir belgesel izledim. Ermenistan''ı tanıtıyor; Ermenistan halkının ekonomik sıkıntılarını ve soykırım hakkındaki düşüncelerini yansıtıyordu.

Beni dehşete düşüren şey, Erivan''ın orta göbeğine dikilen o koskocaman kin anıtı ve Türklerin Ermenilere soykırım iddialarını içeren çeşitli dillerdeki kitapların ve belgelerin sergilendiği müze oldu. Türkiye''nin on iki şehrinden götürülen topraklar, sürekli yanan kin meşalesi, nesiller boyu eğitim yoluyla gençlerde kin ve intikam duygularının diri tutulması gayretleri tüylerimi diken diken etti. Ne kadar büyük ve korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu bir kere daha anladım.

Eğer barış ve sevgiyi medeni olmanın ilk şartları olarak kabul ediyorsanız; hele hele sevgili Yunus''umuzun: "Biz kimseye kin tutmayız/Düşmanımız kindir bizim" deyişini dünya görüşünüzün temeli yaptıysanız, Ermeni diasporasının bu korkunç kindarlık faaliyetlerini ve Batı''nın bu sözde soykırımı desteklemelerini havsalanız almıyor. Bunu dünya barışını tehdit eden bir insanlık suçu olarak görüyorsunuz.

Esasen şaşırtıcı ve üzücü taraf; bütün bu olumsuz gelişmelerden haberdar olan devlet adamlarımızın bu husustaki kayıtsızlıkları ve ileriyi göremeyişleri. Neticede ciddi bir devlet politikamızın olmayışı... Dışişleri eski Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil''in "Meseleyi mesele yapmamak" düsturu galiba bugünkü Dışişleri Politikasının da temelini oluşturuyor.

Bizim hayati konuları mesele yapmamakla alışkanlık haline getirdiğimiz kayıtsızlığımız süredursun, şimdilerde Yunanistan hükümeti de, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu''da yaşayan Rumlara soykırım yapıldığı iddialarını içeren bir kararname hazırlamış. Kararnamede 14 Eylül''ün soykırım günü olarak kabulü isteniyormuş. Bu gelişme karşısında görüşlerine başvurulan Türk Dışişleri de iddiaların ciddiye alınacak bir şey olmadığını açıklamış! Evet, ne yazık ki böyle!

Avrupa Birliğine adaylığımız söz konusu olduğundan beri Batı ülkelerinin aleyhimize yürüttükleri kampanyalar acı sonuçlarını verirken kendimize bakalım? Biz, ne yapmaktayız? Yine şok gündemlerle sarsılmakta, her fırsatta birbirimize düşerek çok kere cehaletimizi ortaya koyan kısır tartışmalarla gün geçirmekteyiz. Kendi içimizde barışı ve güveni ne yazık ki bir türlü sağlayamamaktayız. Hâlâ sen-ben davalarındayız.

Oysa, genç dimağlara aşılanan, sözüm ona medeni ve barışçı (!) Batıda kabul gören kin davaları, hem ülkemiz, hem insanlık için büyük bir tehlike arzediyor. Yumurta kapıya dayandı mı birkaç gün vaveyla koparıyoruz ondan sonra susuyoruz. Ülkemizi ve dünya barışını bu sinsi tehlikelerden kurtarmak için devlet katında çalışmalar yapılıyor mu? Üniversitelerimiz bilimsel araştırmalara başladılar mı? Soykırım tasarısının kabulünden hemen sonra öngörülen uluslararası bir kongre tertibi konusunda ciddi girişimlerde bulunuldu mu, bilmiyoruz.

Vatandaşlar olarak bunları takip etmek görevimiz.