Doğanın dengesi bozuldu ya, şimdiye kadar görülmemiş çöl sıcakları İstanbul''u kasıp kavuruyor. Karşılaştığınız her insanın ilk sözü: "Ay, ne sıcak!" oluyor. Çok tecrübe geçiren tarihi bir nesil olduk diyorum ya, bu yaşımıza geldik, resmi dairelerin ilk defa sıcaktan dolayı tatil edildiğini de gördük. Buna şaşırmak mı, yoksa "Çok şükür!"deyip oturmak mı gerekir, bilemiyorum. Televizyon kanallarında ikide bir sıcak çarpmasından korunmamız için gölgede bulunmamız, bol bol sıvı tüketmemiz ve duş yapmamız anons ediliyor. Sıcak çarpmasının ilk belirtileri neymiş? Baş dönmesi, mide bulanması, halsizlik falan filan...
Bütün beyin ağırlıklı çalışanlar gibi ben de sıcaktan çok etkileniyorum. Öyle kolay kolay dışarı çıkmıyorum. Ama yine de sıcak çarpmasına benzer haller geçirmekten geri kalmıyorum.
Tembel tembel oturmak kitabımızda yazmadığı için "Ay, ne sıcak!" diye ayılıp bayılayacağım
yerde bol bol gazete karıştırıyorum, televizyon seyrediyorum, ülkemizde ve dünyada neler olup bitiyor, bunları büyük bir gayretkeşlik içinde takibe çalışıyorum; zaman zaman tefekküre dalıyorum. Hani diyeceksiniz ki, bu sıcakta beyne fazla yüklenmek doğru mu? Artık bilmiyorum... Ama gerekli tedbirleri almaktan geri kalmıyorum.
Memur maaşlarına yapılan gülünç zamlar tablo tablo yayınlanırken her gün insafsız biçimde artan harcamaları, gelir gider dengesini düşününce başımda bir tazyik hissediyorum, hemen gidip bir duş alıyorum.
Biraz hafif şeylerle ilgilenmenin daha doğru olacağını düşünüp televole gibi
magazin programlarına göz atayım diyorum, manken, şarkıcı, futbolcu takımının"gönül maceraları" adı altında zamparalıklarını, zengin düğünlerinde çuval çuval saçılan dolarları, tavernalarda masa üstlerinde çalkalanan göbekleri, iç bade güzel sev alemlerinde kırılan tabakları, yakılan ceketleri, daha bir sürü kepazeliği daha fazla seyredemiyorum.. Başım dönüyor. Yakındığımda "sıcak çarpmasındandır" diyorlar. Kafama buz gibi sular boca ediyorum.
Bilgisayarın başına geçip e-mailleri açtığımda F tipi cezaevlerine karşı çıkan mahkum ailelerinin iç parçalayıcı şikayetlerini içeren mesajlarla karşılaşınca bunca ıstırap çeken insanlara yardım edememenin ezikliği içinde kıvranırken İstanbul''daki, Bodrum''daki safahat alemleriyle ilgili haberleri, manken Deniz Akkaya ile Erdal Acar denilen trilyoner (!) adamın gözümüze gözümüze sokulan ilişkilerini, Okan Bayülgen''in kıskançlık misillemelerini; iç bade güzel sev takımının herkese ve her şeye meydan okuyan al gülüm-ver gülüm havalarını kaldıramıyorum. Özgürlüklerin ne sefilce kullanıldığını, insanların birbirlerine karşı ne kadar duyarsız ve bencil olduklarını gördükçe midem bulanıyor.
Ağzımı açmadığım halde yüzüme bakanlar yine
"sıcak çarpması" diyorlar.
Üstüste sıvılar içiyorum. Üstüste banyolara giriyorum.
Ama sıcak çarpmaları geçmiyor...geçmiyor!

