Kaydet
a- | +A

Bütün dikkatler yarın Helsinki zirvesinden çıkacak karara odaklanmış durumda. Türkiye, AB''ye aday ülke olacak mı, olmayacak mı?

Biliyorsunuz, AGİT öncesi Avrupa''da esen ılımlı rüzgarlar bu konudaki umutları alevlendirmişti. Hele hele Avrupa Parlamentosu''nun son tutumuyla bu işe oldu bitti gözüyle bakılıyordu.

Ama hükümetin söz sahibi iki üyesi, Başbakanla Dışişleri Bakanının konuşmalarında ima ettiği şekilde muhtemel bir Yunan vetosu

veya ileri sürülebilecek ağır şartlar neticesinde bu rüzgarlar ters dönebilir.

Yani, Lüksemburg Zirvesi''nde olduğu gibi dışlanabilir, Avrupa Birliği''ne kabul edilmeyebiliriz.

Ancak, önverilere göre bu ihtimal zayıf. ABD Başkanı Clinton''ın Georgetown Üniversitesi''nde yaptığı konuşmada da vurguladığı, hatta Avrupa''nın gözüne gözüne soktuğu gibi coğrafi ve stratejik önemi önümüzdeki yıllarda daha da artacak olan Türkiye, 21. yüzyıla damgasını vurmaya hazırlanan bir ülke. Asya''ya açılan bir pencere. Medeniyetler arası

uzlaşma platformu olabilecek tarihi öneme haiz ayrıcalıklı bir konumda. Herşeyden önce kendi çıkarlarını düşünen Avrupa, tasarladığı Yeni Avrupa Güvenlik Sistemi''ne büyük askeri güce sahip Türkiye''nin de dahil olmasını çıkarları açısından gerekli görmekte. Ayrıca,Türkiye''nin katılımıyla sağlanacak kazanç, yalnız askeri çıkarlarla sınırlı değil. Türkiye sayesinde Kafkaslara, Asya''ya; hasılı bütün doğu ülkelerine

açılma imkanı elde edecek olan Avrupa, böylelikle İslam alemiyle de ilişkilerini ılımlılaştırma, hatta geliştirme fırsatı bulacak. Üstelik geliştirilmeye çalışılan "küreselleşme"nin de gereği bu. Dolayısıyla, bu defa dünya barışına çok büyük katkılar sağlayabilecek olan Türkiye''nin AB''ne aday olarak kabul edilmesi kuvvetli bir ihtimal.

Yine de bir sürpriz karar çıkar da, adaylığımız onaylanmazsa ne olur? Herhalde dünyanın sonu gelmez!

Böyle bir durum söz konusu olarsa "Bizi Avrupa kabul etmedi!",

"Avrupalı olamadık!" diye eseflenerek

komplekslere kapılmayalım.

Esasen Türkiye 700 yıldır Avrupa''lı.

Ama diğer Avrupa ülkelerinden farklı, daha donanımlı bir Avrupalı. Çünkü, aynı zamanda Asyalı. Doğu ile Batı''nın; farklı kültür ve medeniyetlerin iç bünyede özümlendiği karizmatik bir ülke. Genç, dinamik, kıpır kıpır, atılımcı bir nüfusa sahip. Halktan kopuk yarı aydınların yıllardır geveleyip durduğu "Bu millet adam olmaz!" kompleksini güçlü bir silkinişle aşmış. Kabuğunu çatlatmış. Bakışları ileride, gözü zirvelerde... Ne türlü bir maddi-manevi güce sahip olduğunu anlamış durumda. Tarihiyle barışma sürecine girmiş. Geçirdiği onca felaketlere, çektiği onca acılara rağmen ekonomisini istikrara kavuşturma yolunda kararlı. Düşünce özgürlüğünün önemini kavramış durumda. İnsan Hakları ve Demokrasi konusunda ileri adımlar atmaya başladı. Halkı, değişim ve yeniliklere açık. Sivil örgütlenme bilinci uyanmış...

Yani Türkiye, dev adımlarıyla gelişiyor.

Böyle bir ülkeyi kim istemez?

Biz, işimize bakalım.

Tam bir özgüven içinde kendimizi her alanda yenileyerek ve akılcı politikalar üreterek

kurulmakta olan yeni dünya düzeninde yerimizi almağa çalışalım.