Kaydet
a- | +A

Geçtiğimiz günlerde "Fethullah Gülen" olayı dolayısıyla gazetecilerin köşeye sıkıştırıcı sorularına maruz kalan Başbakan Bülent Ecevit, ayrıntılara girmekten özellikle kaçınarak kısaca: "Yaşam, tek boyutlu değil, çok boyutludur" diye cevap veriyor.

Bu cevap, eminim basında bazı kalemlerce çeşitli şekillerde yorumlanacak, Ecevit sert eleştirilere maruz kalacak. Ancak, benim üstünde durmak istediğim bunlar değil. Bilge ve şair Ecevit''in insan hayatının gerçeği üstünde ne kadar anlamlı ve doğru bir tesbitte bulunduğu.

Gerçekten, insan hayatı sadece mutfak, yatak odası ve tuvalet çizgisinde seyretmiyor. Bunlar, ancak biyolojik insanın ihtiyaçlarına cevap veren tek boyutun alanı. Oysa, insanı insan yapan, manevi boyutlar...Ağır gaflet uykusundan uyanıp günlük hayatın rutinliğinden sıyrılarak bu boyutları keşfetmek de her insanın harcı değil. Kendini bilmek, varlığının amacını kavramak, iç derinliğine inmek, varoluş ve evren sırlarıyla ilgilenmek zor bir macera. Başka bir ifadeyle uzun, ince bir yol...Her babayiğidin harcı değil. Sancı ister, aşk ister, merak ister, meşakkat ister, tefekkür ve sorumluluk ister.

Hayatını yaşamak safsatasının serseriliklerine dalan kaç insan bunlara talip olur?

Hani sorularım umutsuzlukları depreştirmek için değil.

Teknolojinin dev boyutlarda ilerlemesi sonucu; için için köşeye sıkıştığını, cüceleşmeye başladığını hisseden insanoğlu, boyutlarını keşfetme hususunda eski zamanlara oranla daha arzulu.

"Yüksek Bilinç" edinme yolunda gayretler küçümsenmeyecek kadar çok. Üstelik, gittikçe büyüyen bir ihtiyaç.

Öyle olmasaydı günümüz yazarlarından Brezilyalı Paulo''nun kitapları yayınlandığı bütün ülkelerde bu kadar rağbet görür müydü? Coelho Paulo, "Veronika ölmek istiyor" isimli son kitabında monotonluğa dayanamayıp intihar etmeye kalkan, son anda kurtarılıp akıl hastanesine yatırılan Veronika''nın yaşamla-ölüm arasındaki ince çizgide yaşama yönelip, yaşamının yeni boyutlarını keşfetmeye çalışmasını ilgi çekici tahlillerle anlatıyor.

Bu hususta ilginizi çekeceğini sandığım bir pasajı alıyorum:

"Dış tehditlerden korunaklı dünyalar oluşturmak isteyen kimi kişiler, fazla ileri gidip dış dünyaya karşı abartılı yüksek duvarlar örerler. Yeni insanlara, yeni yerlere, farklı yaşantılara karşı yükselen bu duvarlar onların iç dünyasını da yoksullaştırır. İşte, "Acılaşmak" burada devreye girer. Acılaşmanın ana hedefi iradedir. Bu hastalığa tutulanlar, her türlü isteği yitirmeye başlarlar; birkaç yıl içinde kendi dünyalarının dışına çıkamaz olurlar, çünkü tüm enerjilerini çevrelerine duvar örmeye harcamışlardır."

Hani şu sıralarda "yaşamın boyutları" üzerinde kafa yormaya kalkanlar, hazır sırası gelmişken bu kitabı da okusalar diyorum...