Kaydet
|

Sabahları işe giderken kaldırımda koşu yapan insanlara rastlıyorum. Aralarında kilo vermeye çalışanlar da var, gayet fit görünenler de. İşte o ikinci gruba bakarken zihnimde absürt bir soru beliriyor:

“Yahu adam zaten fit. Niye sabahın köründe koşuyor acaba?”

Bu saçma sorunun son derece mantıklı bir cevabı var tabii: Koştuğu için fit. Fit olmak, o koşunun başlangıç noktası veya lüks bir uzantısı değil yani. Tam tersi.

Ama sürekli spora başlamayı planlayan ama her seferinde çuvallayan birisi olarak, zihnim bu sebep-sonuç ilişkisini tersten kuruyor. Sabahları alarmla yapılan o çetin pazarlıkları, her sabah iradeyle yeniden imzalanan o sözleşmeyi göremiyorum. Veya işime gelmediği için görmek istemiyorum.

Daha önce de birisi için “Zaten çok mübarek ama hâlâ gece gündüz ibadet ediyor maşallah” dediklerini duymuştum. Bu konuda kafamız biraz karışık yani.

Felsefede “nedensellik ilkesi” üzerine kütüphaneler dolusu şey yazılmış. Detaylar değişse de vardıkları sonuç aynı: Sebep-sonuç ilişkisini tersten kurmak, hayata baktığımız merceği çarpıtıyor.

Mercek bozulunca da dünya görüşümüz hep bulanık oluyor.

***

Yirmi yıldır evli olan ve birbirine hâlâ ilk günkü sevgiyle bakan bir çift düşünün. Bu tür insanları görünce "Ne kadar da şanslılar, birbirlerine nasıl da uygunlar" deyip geçeriz.

İyi de bu mudur yani? Acaba kaç kez haklı olunduğu hâlde susuldu? Pürüzler nasıl zımparalandı? Bunları pek düşünmeyiz. Yani masanın altındaki zımpara tozunu değil, sadece cilayı görürüz.

Mete Gazoz ok atarken “Ne büyük bir yetenek!” deyip geçeriz. Bizim için önemli olan yarışmadaki o büyülü son beş dakikadır. Arkadaki 10 bin saatlik çaba ve yalnızlığı düşünmeyiz pek.

Dürüst, sakin, sabırlı veya bilgili insanları görünce de bu sıfatları üzerlerine etiket gibi yapıştırır, rahatlarız. Sanki bazı insanlar doğuştan sabırlı, bazıları doğuştan bilgiliymiş gibi...

Oysa karakter, isim kılığına girmiş bir fiildir. Dürüstlük doğruyu söyleme eylemi olmadan, sabır tahammül etme gayreti olmadan, bilgi ise öğrenme sancısı çekilmeden varlığını sürdüremez.

İşin acı tarafı, bozulma ve çürüme de tam olarak böyle işler. Bir ilişki bittiğinde, bir şirket battığında ya da sağlığımız bozulduğunda hemen "Bir anda oldu, nasıl bu hâle geldik anlamadım" deriz. Oysa çürüme tek bir büyük felaketin değil, her gün tekrarlanan küçük ihmallerin birikimidir.

Bir şeyin bozulması için ekstra bir şey yapmanıza gerek yoktur. Onu ayakta tutan görünmez mesaiyi bırakmanız yeterlidir.

***

Sonuçta bazı insanlar sahip oldukları şeyi korumak için çabalar. Bazılarıysa kaybettiklerini geri kazanmak için… Ve dışarıdan bakıldığında bu insanların hepsi aynı şeyi yapıyor gibi görünür.

Eğer filmi biraz geriye sarıp o görünmez mesaiyi okumayı öğrenirsek, kendimize gerçek bir ders çıkarabiliriz.

Ama sadece son sahneyi dondurup yorum yaparsak, simidi çikolataya bandırıp ağzımıza atarken, "Adam zaten fit, niye koşuyor acaba?" diye düşünmeye devam ederiz.

Salih Uyan'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.