MİT-Mekke İttifakı Teşkilatı, milletler arası yeni bir kurum. 7 Ağustos 2026’da, Kur’ân-ı kerîmin tarifiyle "Ümmü’l- kurâ/Şehirlerin Anası" ünvanlı Mekke-i Mükerreme’de akdedildi. Âkit Devletler; imzacı Devletler, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’dır. Mukaveleyi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Suudi Veliahd Selman bin Suud imzaladılar.
Her üç devletin üzerinde mutabık kaldığı metnin adı "Mekke Savunma Sözleşmesi” idi. Ancak; bu isim, çok kullanılmıyor, pek tutmadı. "Mekke Paktı" da deniyor ama "Mekke İttifakı" başlığı kamuoyunca daha ziyâde benimsendi. O hâlde buradan hareketle "MİT kısaltması yaptığımız isim, en revaç görendir" denebilir.
MİT’in üye devlet sayısındaki artış, hızlı olmayabilir. 1. Kuruluş sene-i devriye tarihi olan 07.08.2027’de üye devlet sayısı, Qatar ve Bangladeş’le beraber 5’e çıkabilir. Hukukî zemininin yerine oturmasıyla 31 Aralık 2027’ye kadar üye Mısır’ın da katılmasıyla üye devlet sayısı 6’yı bulabilir.
Tabiî bunlar tahmin. Aksi de mümkün. Kısa bir zamanda sayı tırmanabilir de…
Çünkü:
İslâm ülkeleri, 57 devletle 193 âzâsı olan BM’nin dörtte birinden büyüktür. 6 rakamı ise 57’nin 10’da birine yakın. Buradan şunu çıkarabiliriz:
7 Ağustos 2026-31 Aralık 2027 arası teşkilat çatısı altında olması lâzım gelen devletler için hazırlık, fikrî tanıma ve tereddütleri arkada bırakma aralığı olacaktır.
MİT’in mali külfeti Suudi Arabistan’ın üzerindedir. Askerî savunma Türkiye ile, nükleer dayanak Pakistan’la müşterektir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 20 Ekim 2026 günü iki çok değerli çıkışla bakışları Ankara üzerine topladı:
-Bunlardan biri, Libya ile imzalanmış olan Münhasır Ekonomik Bölge Andlaşmasının 7 yıl sonra da olsa Libya Devleti tarafından tasdik edilmesidir.
-Diğeri ise yine aynı gün Mekke İttifakı metninin TBMM’nin kabul ve tasdikine getirilmesidir.
Makul olmak, kaydıyla muhalefet, görüşlerini elbette dile getirecektir. Mekke İttifakı Teşkilatı Sözleşmesi; kısacası MİT, BM, NATO ve diğer çok taraflı başka andlaşmalarımız kadar hatta belki onlardan daha stratejik ve önemlidir.
TBMM riyasetine sunulan MİT metni 16 madde ihtiva ediyor. Memnuniyet verici olan, eldeki metin maddelerinin her birinin dengeli ve sorumlu bir anlayışla kaleme alınmış olmasıdır. Metnin, genel kurul, Cumhurbaşkanlığı, hariciye olarak bütün safhalardan geçerek kanunlaşacağı kesindir.
"Dengeli ve sorumlu bir anlayış"a dikkat çektik. Bunu şundan diyoruz; Türk Devlet Aklı, mâcerânın neye mal olacağına yeterince müdriktir. Bu akıl ve hâfıza, 1 asır kadar önce denge ve mes’uliyetin harcanmasıyla bir imparatorluğu kaybettiğimizi istese de unutamaz.
Bu sebepledir ki kanunlaşacak ilgili maddelerde hem BM’nin 52. ve hem de NATO’nun 5. Maddelerine atıfta bulunulduğu gibi, MİT’te yer almamızın, mensubu olduğumuz mevcut beynelmilel teşkilatlardan çıktığımız anlamına gelmediği de vurgulanmaktadır:
Türkiye’nin Mekke İttifakı kurucu devletlerinden olması, NATO, ABD, TDT, hatta AB’yi savsakladığımız anlamında yorumlanamaz.
Şu var ki böyle bir yapılanma, bir sergüzeşt eseri de değildir. Tarihin bize borcu var. Dün savaşlarla yapılan bugün diplomasi ve ortak akıl ve paylaşma kültürüyle gerçek olmaktadır. Teşkilatın merkezi Riyad ise de beyni Ankara; O’ndan da öte İstanbul yani Payitahttır. Cazibe merkezi yine İstanbul, hep İstanbul’dur. İstanbul olmadan bir OMT-Osmanlı Milletler Topluluğu ve Endonezya’dan Fas’a Kırım’dan Yemen’e bir Gönül Coğrafyası düşünülemez.
Şimdi rüyalarımız, hayat bulurken muhalefet "Mehmetçiğin Yemen çöllerinde ne işi var?!” diyor. Bu söz, zamanın ruhundan habersizlik ve dünyanın seyrini okuyamamaktır. Zira daha evvel de "Libya’da ne işimiz var?", "Suriye’de ne işimiz var?" diyorlardı. Neyse ki "Kıbrıs’ta ne işimiz var?” demiyorlar.
O "ne işimiz var?" dedikleri Libya ve Suriye’nin bugün Türkiye ile nasıl bir kıymetli birlik ve dayanışma içinde odluklarını basiret kabiliyeti malul olmamış herkes görebilmekte…
Bu verimli manzara, yarın MİT nüfuz sahasında Yemen ve diğer devletler içinde yaşansın deriz.
Bugün İran, maalesef savaş ırgatı olarak kullandığı Husiler eliyle Yemen’de iç savaş yaptırmaktadır. Lübnan’ı Hizbullah’la ateşe atıyor.
Yemen’de ne işimiz olduğunu anlamamak acınası bir hâldir. Yemen, Galiçya gibi, Çanakkale gibi, Allahüekber Dağları gibi… bizim şehadet iklimlerimizden biridir. Oraya gitmemiz, azîz şehîdlerimizin çağrısından olsa gerek. Dört bir yana çepeçevre Yemen’de ve bütün Osmanlı Coğrafyasında çok işimiz var. Osmanlı Coğrafyasında Diplomasi Koşturmak zorundayız.
Şu kat’i bir hakikat ki MİT bir devlet siyasetidir. Yani bugünkü ve yarınki bütün Hükûmetler için bağlayıcı olacaktır.
Diğer yandan:
Mekke İttifakı, NATO ve BM’nin alternatifi değildir. Buna rağmen büyüyüp gelişmesinin Batılı başkentleri rahatsız edeceğine şüphe yoktur. O merkezler, o vakit Suudi yöneticileri baskıladıkları gibi Çin de Pakistan’ı rahat bırakmayabilir.
Aynı şekilde Rusya da kendini toparladığında Akdeniz’de nerede kaldığını sorgulayacaktır.
En ihmal edilmemesi gerekense Siyon şiddetidir. Siyonist İsrail, Türkiye’yi, Türkiye’nin teknolojik gelişmesini ve askerî hamlelerini “Arz-ı mev’ud” hayali için kahredici sebep bilmektedir. Bundan dolayı ne yapıp-edip, Mekke İttifakına çomak sokmaya çalışacak, biteviye Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı kışkırtacaktır. Ankara, bütünüyle Kıbrıs’ı ve Yunanistan’ı İsrail’in eline bırakmamalı. 10 sene evvel, Ermenistan’la bugünkü yakınlığa ereceğimizi düşünmek hayaldi.
Devletin bir görevi de hayalleri, hakikat yapmaktır.

