Kaydet
|

Ezcümle; sözün özü şu ki bu şehir, bu nüfusu kaldıramıyor; bu şehir, bu trafiği kaldırmıyor:
İstanbul, evet; bu nüfusu ve bu trafiği kaldıramıyor. Kaldırımlar, meydanlar hıncahınç insan dolu. Caddeler, araçlarla tıklım tıklım. Yıllarca "toplu taşıma!" dedik. Yapıldı ama onlar da balık istifi. Çünkü, şehrin nüfusu, istiap haddini aşmış durumda….
İstanbul’un nüfusu 1876’da 750-800 bin arasındaydı. Bu sayı, 50 yıl sonra 1926’da 1 milyon küsur oldu. 50 yılda sadece 200-250 bin nüfus artışı olmuş. Bu sonuçta bu zaman zarfında yaşanan ve bir imparatorluğu kaybetmemize sebep olan bir düzineye yakın harplerin, göçlerin, ülkenin parçalanarak küçülmesinin, büyük payı var. Bir 50 yıl sonra 1976’da ise nüfus, 4 milyon küsurdur. Yine bir yarım asrı arkada bırakıp 2026’ya gelindiğinde resmî kayıtlara göre nüfus 16 milyona yakın:
Gözlemimiz o ki İstanbul’un fiilî nüfusu, 25 milyondan az değil, 20 milyondan az hiç değil. İç ve dış turist sayısıyla bu rakam 25 milyona çıkabilir.
Verdiğimiz rakamlara bakıldığında İstanbul nüfusu, bir asır öncesine göre takriben 20 kat büyümüştür.
Her vesileyle ifade ettiğimiz bir gerçek şu ki geç evlenme, tek çocuk, az çocuk ve erken boşanmalar sebepleriyle yurdumuzda nüfus artış hızı düşmeye başlamıştır. Şu an nüfus artış hızımız, binde 5’tir. TÜİK’e göre artış, yavaş da olsa 2053’e kadar devam edecektir. Bu yıl ülke nüfusu, 94 milyona yaklaşarak zirveyi bulduktan sonra 2054’ten itibaren nüfus çoğalması duracaktır. Tahminlere göre İstanbul’un nüfusu 2030’dan itibaren 16-16 buçuk milyonda duraklayacak, 2053’te gerilemeye başlayacaktır…
Nüfusa dair bu bilgiler, kötü haber. Diğer taraftan nüfusu yerli yerince kullanmamak da ayrıca kötü.
İstanbul hayatında yoğun nüfusun en az çeyrek asır daha devam edeceği görünüyor. Öyle ise âcil tedbirler alınmazsa bu şehrimiz, önümüzdeki 25 yılda da sel, kasırga, deprem, yangın gibi afetlerde yine perişan olabilir. Bu afetler, inşallah hiç olmaz. Fakat bunlar olmasa bile İstanbul, yukarıda bahsettiğimiz büyük sıkıntıları fasılasız olarak gün 24 saat yaşamaya devam edeceğe benziyor.
Bu şehir, bu nüfusu ve bu trafiği kaldıramadığı için İstanbul’da şehir hayatı âdeta kâbus olarak sürüp gidecektir.
Bu zulüm, bu kutlu şehre revâ görülmemeli…
1950’lerden itibaren yollar, tren ve otobüslerin hayata girmesiyle köyden şehre, Anadolu’dan İstanbul’a göç seli başladı. Bu sel en az yarım asır devam etti. Harplerle millet fakirleşmişti. Vatandaş, 1950 başlarında önce büyük şehirlere 10 yıl sonra da dünya şehirlerine taşındı. "İstanbul’un taşı toprağı altın" diyen yatağını-yorganını sırtlayarak gurbete çıkıp elinde tahta bavulla Haydarpaşa garından çıkarken İstanbul’u ilk defa görüyordu.
Bu göçlerle büyük şehirlerin etrafında gecekondular kuruldu. Bu fakirhaneler, o gün için faydalar getirdi. Ayrıca konuşmak lazım. Ancak o düzensiz göçler, istikbalde sıkıntılara yol açacaktı. Nihâyetinde medar-ı iftiharımız, Fatih’in emâneti bu şehir, Karadenizli kalfaların 1960’larda inşâ ettiği betonarme binalarıyla ondan 50 yıl sonrasının rezidans ve siteleri arasında sıkıştı.
Şimdi geldiğimiz günde İstanbul’da yerde su kendine yol, gökte rüzgâr esecek boşluk, üstümüzde kuşlar uçacak güzergâh bulamıyor. Yüz binlerce m2’lik cam giydirmeler, hava sıcaklığını bozuyor, onlarca teknolojik sebep, iklimi tahrip ediyor vs.
Açıkça söylemek gerekirse ne Osmanlı kalınabildi ne köy muhafaza edilebildi ne şehirli olunabildi.
İstanbul’un yüzük taşı şu sur içi, yâni nefs-i İstanbul, başka memlekette olsaydı aynen muhafaza edilirdi. Bizde ise bu şiir gibi şehir, o asıl ve asil İstanbul, Payitaht, cehaletin elinde çok kan kaybetti.
Hâlbuki Sevgili Peygamberimizin -aleyhi’s selâm- "Konstantiniyye, elbette fethedilecektir! O’nu fetheden emir ne güzel emir; O’nu fetheden asker ne güzel askerdir!" diye fethini muştuladıkları yer, burasıydı.
Şair Nedim’in "Bu şehri Stanbul ki bî-misl ü behâdır/Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır!" dediği belde de burasıdır…
Buna rağmen:
"El hayru fî mâ vak’a"! Olmuş olanda hayr vardır, deyimini hatırlıyoruz. Kezâ; Allahü teâlâ, Kur’ân’ı kerîmde Bakara Suresinin 216. âyet-i kerîmesinde "sizin hayr gördüklerinizde şer, şer gördüklerinizde hayr vardır" buyurmaktadır:
İstanbul, umulur ki bu acı ve ağır ders üzerine yeniden keşfedilecektir.
Devleti idare edenlere düşen, şehir ve büyük şehir olmaktan çıkıp memleket çapına gelmiş, 31 devleti arkada bırakmış İstanbul’u yeniden yapılanmaya tabi tutmaktır. Kentsel dönüşümde alan esaslı çalışma mecbur kılınırsa mevcut çirkinliğin önüne büyük ölçüde geçilmiş olur…
Diğer yapılacaksa şudur:
Nüfus, tersine göç başlatılarak makul seviyeye çekilebilir. Bunun türlü yolları olabilir. Biz, teklifimizi defalarca yazdık, ekranlarda çok söyledik. Bir defa daha tekrar ediyoruz:
Vatandaş, emekli olunca devlet, ona seçme hakkı vermeli.
Şöyle denebilir:
-Mevcut şehrinde kalırsan emekli maaşın şu kadar. Doğduğun yere gidersen maaşın yüzde 50 zamlı olacak. Eğer; benim gösterdiğim yere yerleşirsen hak ettiğin emekli maaşını iki katına çıkaracağım…
Ayrıca; 10 yıl süreyle elektrik, su, doğalgaz, sabit telefonu ücretsiz kullanacaksın….
Bu fikir daha da işlenerek tatbik edildiğinde İstanbul’dan da büyük şehirlerden de köye, kasabaya, küçük şehre göç başlayacak, İstanbul ve büyük şehirler rahatlayacak; köyler, kasabalar, küçük şehirler de mamur olacaktır.
O giden emeklilerin çoluk-çocuğu, hısım akrabası büyüklerini ziyarete gelecek, bazıları, oralara yerleşecektir…
Hazin kelimeler:
Önce İstanbul Hanımefendisi, İstanbul Beyefendisi, İstanbul Türkçesi kayboldu…
Dört başı mamur tedbirler alınmalı ki şimdi de İstanbul kaybolmasın.
Ecdadın bize en muazzam mirası İstanbul şehriydi. O emânete kıyılmamalıydı!..

Rahim Er'in önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.