"Ateş düştüğü yeri yakar" derler... Lakin bazı yangınlar vardır ki dumanı bütün bir milletin nefesini keser, sızısı yürekleri dağlar. "Sözün bittiği yer" tam da burasıdır. Nefesler tıkanır, kelimeler boğazda düğümlenir. "Su testisi su yolunda kırılır" der eskiler; peki ya su yolunda, masumiyetinin baharında can veren körpe fidanlar?
14 Ekim 2026... Yer İstanbul, Fatih Balat... 14 yaşında, yetim Mahmut.
Babasını toprağa vereli henüz altı ay olmuş. "Acı acıyı söker" demeye vakit kalmadan, yeni bir feryat yükseldi o garip haneden.
O gün gök delindi, sağanak bastırdı. Küçük Mahmut, "Ayağını yorganına göre uzat" terbiyesiyle büyümüş, yokluğu bilen bir evlattı. Ayakkabıları ıslanmasın, eskimesin istedi. Küçük elleriyle bağcıklarını çözdü. Yalın ayak su birikintisine bastı. Göz açıp kapayıncaya kadar, o kapkaranlık akıma kapıldı. Oracıkta, göz göre göre can verdi.
Bir baba olarak gözyaşlarımı tutamadım. Masum yavrumuzun bu dramatik ölümü ciğerimi dağladı. Yıllardır yer altında ve yerüstünde, madenlerde ve gemilerde her yerde binlerce kaza teftiş etmiş bir Başmüfettiş ve A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı olarak haykırıyorum:
"Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir!"
Bu ölüm ne kaderdir ne de kaçınılmaz bir felaket! Bu olay; "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışının, açıkça göze alınan bir sorumsuzluğun ve aleni bir ihmalin acı meyvesidir.
HAFIZALARDAKİ KANLI SIZI: "EŞEĞİ SAĞLAM KAZIĞA BAĞLAMAYANLAR"
Bu felaket ne ilk ne de son... Zaman değişiyor ama acının tarifi değişmiyor.
Tarih 12 Temmuz 2024. Yer İzmir Konak, Alsancak... 23 yaşındaki gencecik evladımız Özge Ceren Deniz su birikintisine bastı. Onu kurtarmak için "Dost kara günde belli olur" deyip tereddütsüz ileri atılan 44 yaşındaki İnanç Öktemay... İkisi de sokağın ortasında, can pazarı içinde hayatını kaybetti.
Halk arasında "Görünen köy kılavuz istemez" diye bir kelam vardır. İzmir’deki o sokakta yıllardır elektrik kaçağı ihbarı yapılmış, esnaf "Bizi elektrik çarpıyor" diye defalarca feryat etmişti. Ama duyan olmadı. "Kulak arkası edildi" her şey.
Şehirlerimizin göbeğine âdeta birer "saatli mayın" döşenmiş durumda. Bu ölümler "Kaza geliyorum demez" kılıfına sokulamaz! Tam aksine; göz göre göre gelen, %100 öngörülebilir ve önlenebilir teknik ve idari ihmaller zinciridir.
TABELALAR DEĞİL, GERÇEK ŞAHISLAR HESAP VERECEK!
Bilesiniz ki; "Minareyi çalan kılıfını hazırlar" devri kapanmıştır! Kimse "kurumsal kimlik" denilen o süslü kalkanların arkasına saklanamaz. Şirket tabelaları hapse girmez, beton binalar ceza çekmez.
Yargı önünde hesap verecek olanlar etten ve kemikten müteşekkil gerçek kişilerdir:
- Standart dışı kabloyu toprağa gömen mühendis,
- Masabaşından kalkmayıp denetim yapmayan kontrolör,
- Arıza ihbarı geldiğinde "Bugün git yarın gel" anlayışıyla olayı geçiştiren saha şefi,
- Tıkalı mazgalı temizlemeyip sokakları göle çeviren yetkili...
"Su uyur düşman uyur, ihmal uyumaz!" Sorumsuzluk büyür, en sonunda masum bir canın boğazına sarılır.
CEZA SORUMLULUĞU (TÜRK CEZA KANUNU)
TCK Madde 85 taksirle öldürmeyi düzenler:
- Tek kişinin ölümü: 2 yıldan 6 yıla kadar hapis (m. 85/1).
- Birden fazla ölüm veya yaralanma: 2 yıldan 15 yıla kadar hapis (m. 85/2).
TCK Madde 22’ye göre taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıktır. Eğer netice öngörülmüş fakat "Bir şey olmaz" denilerek geçiştirilmişse Bilinçli Taksir gerçekleşir. Ceza artırılır.
TAZMİNAT VE HUKUKİ MESULİYET
Elektrik dağıtımı "önemli ölçüde tehlike arz eden işletme" faaliyetidir. TBK’ya göre işleten, zarardan kusursuz (tehlike) sorumludur.
"Benim haberim yoktu, kusurum bulunmuyor" savunması hukuken çökmüştür. Yargıtay içtihatlarında elektrik hatları yapı eseri niteliğindedir. Dağıtım şirketleri tehlike sorumluluğu altındadır.
Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği emreder:
- Tesisler can ve mal emniyetini tam sağlayacaktır.
- Yer altı kabloları sokaklarda en az 80 cm derinliğe gömülecektir.
Belediyeler yağmur suyu tahliyesinden, dağıtım şirketleri hat emniyetinden mesuldür. Kusur, teknik gerçekliğe göre paylaştırılır.
BU CİNAYET GİBİ KAZALAR NEDEN ÖNLENMİYOR?
"Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder" derler. Sahadaki ehliyetsiz ve denetimsiz işler de insanı hayattan ediyor. Kıdemli Başmüfettişlik ve A sınıfı İş Güvenliği Uzmanlık tecrübelerimle diyorum ki;
- Sığ Gömülen Kablolar: 80 cm kuralı çiğneniyor, kablolar âdeta toprağın hemen altına atılıyor.
- Kopuk Bakım Zinciri: İhbarlar sistemde kalıyor, sahaya yansımıyor.
- Koordinasyonsuz Altyapı: Bir kurum gelip kazı yaparken diğerinin kablosunu koparıyor, kimse arkasına bakmıyor.
- Tıkalı Mazgallar: Yağmur suyu tahliye edilemeyince sokaklar göle dönüyor, kaçak elektrik suyla yayılıyor.
- Denetimsizlik: Özelleştirme sonrası denetimler kâğıt üzerinde kalıyor.
KANLA YAZILMIŞ SOMUT ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
"Tedbir kuldan, takdir Allah'tan" düsturuyla hareket etmek zorundayız. Tedbir almadan takdire sığınmak acizliktir.
- Dijital Altyapı Haritası (GIS): Tüm yer altı hatları haritalanmalı, EMO denetimi zorunlu olmalı.
- Otomatik Güvenlik Sistemleri: Riskli bölgelere kaçak akım röleleri ve otomatik enerji kesme sistemleri kurulmalı.
- 186 Hattına Sert Yaptırım: İhbarlara 2-4 saat içinde müdahale etmeyen kuruma devasa cezalar kesilmeli.
- Bireysel Sorumluluk: İhmali görülen personel meslekten menedilmeli.
- Ortak Kriz Protokolü: Meteoroloji uyardığı an belediye ve dağıtım şirketi riskli bölgelerde önleyici kesinti yapmalı.
- Ağırlaştırılmış Cezalar: Bilinçli taksirle ölümlerde ceza alt sınırı yükseltilmeli.
- Kamuoyu Bilinci: Vatandaşlar sağanakta yalın ayak yürümemeli, su birikintilerinden uzak durmalı.
BİR DAHA ASLA!
Mahmut Işıldak henüz 14 yaşındaydı... Özge Ceren Deniz gencecik bir tıp öğrencisiydi... İnanç Öktemay bir insanı yaşatmak için canını verdi...
Mehmet Akif Ersoy'un dediği gibi:
"Geçmişten adam ibret alırmış... Kardeşim, 'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?" İbret almadığımız için tarih tekerrür ediyor, canlarımız yanıyor.
Bu ölümler "yağmur ile elektriğin doğallığı" değildir! Bu ölümler, göz göre göre gelen bir ihmal zincirinin acı bilançosudur.
Yargı kurumsal zırhı delmiştir. Şimdi sıra sahadaki sıkı denetimdedir. Aksi hâlde bastıran her sağanakta bir başka evladımızın acısını yaşarız.
Unutmayalım: Yapılan tüm bilimsel çalışmalar bu ölümler %100 önlenebilir diyor! Önlenmiyorsa, bu bir kaza değil, tercihtir!
Sokakta yürürken hiçbir vatandaşımız bu şekilde ölmemeli!

