Türkiye, stratejik jeopolitik konumu, güçlü üretim altyapısı, genç nüfusu ve hayata geçirilen yapısal reformlar sayesinde dünyanın dikkat çeken yatırım merkezlerinden biri hâline geldi. Özellikle "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" gibi idari, hukuki ve mali reform adımları, ülkeyi küresel doğrudan yatırımlar için güvenli bir liman olarak konumlandırdı.
Türkiye; Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Amerika ile dengeli bağlar kurarak küresel tedarik ve ticaret zincirlerinde kritik bir köprü görevi görüyor... Bölgesel krizlerin ortasında güvenli ve istikrarlı bir ticaret limanı sunması, küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye'ye taşımasını teşvik ediyor. Ülkemiz 800 milyar doları aşan dış ticaret hacmi ile devasa bir sanayi gücüne sahibiz. 360 milyar dolarlık üretim değeriyle küresel sanayi devleri arasında dünyada 12. sırada yer alıyoruz, gelişmiş lojistik kabiliyetleri sayesinde Avrupa ve çevre pazarlara anında lojistik dağıtım yapabilen merkezî bir üs konumundayız…
Yatırım ortamını daha rekabetçi, öngörülebilir ve şeffaf hâle getirmek amacıyla hukuki, idari ve kurumsal reformlar devreye alındı... İstanbul Finans Merkezi odaklı sağlanan geniş vergisel teşvikler, yabancı sermayenin ve transit ticaretin Türkiye'ye çekilmesinde büyük rol oynuyor.
Uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye'ye olan sermaye desteği rekor seviyelere ulaştı. Örneğin, Dünya Bankası Grubu Türkiye için 21 milyar dolardan fazla özel sektör sermayesini harekete geçirerek Türkiye'yi küresel ölçekte en yüksek tutarda sermaye mobilize edilen ülkeler arasına soktu. Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı yatırımlarda finans, sigorta ve enerji sektörleri başı çekiyor. En büyük yatırımcılar arasında Hollanda, ABD, İngiltere ve Lüksemburg gibi ülkeler var. Hükûmetin teknoloji girişimlerine sunduğu milyarlarca dolarlık devlet destekleri, ülkeyi küresel inovasyon ligine taşıyor. Dünya rezervinin %73'üne sahip olunan bor madeni gibi kritik kaynakların tarım ve sanayide katma değerli ürünlere dönüştürülmesi yabancı yatırımcıların odağında. İşte bu başarıyı hazmedemeyen FETÖ, uşak soyguncuları kullanarak fon krizini meydana getirdi. Amaç 15 Temmuz’da sözde askerî darbe ile gerçekleştiremedikleri operasyonu şimdi yüz binlerce yatırımcıyı soyarak Türk ekonomisine darbe vurmak. 455 bin yatırımcı, dolaylı olarak 11 milyon kişi etkilendi, 20 milyar dolarlık zarar oluştu...
Aslında yılanın başı ekim 2025’te ortaya çıkmıştı. O zaman müdahale edilseydi sadece 7 milyar dolar kaybedilecek, 10 bin yatırımcı etkilenecekti. Şimdi bu olay aydınlığa kavuşturulmak isteniyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ve Bakanlık Teftiş Kurulunun hazırladığı ön inceleme raporu doğrultusunda eski Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan soruşturma izni verdi...
Tabakta olan kaşığa çıkacak! Kim sorumluysa hesap verecek, suçluysa cezasını çekecek. Hükûmet yıkım planını yıldırım hızıyla aldığı tedbirlerle durdurdu, mağdur vatandaşların paralarını soyguncuların mal varlıklarına el koyup, banka hesaplarını dondurarak ödüyor. Fon krizi, Sermaye Piyasası Kurulu adli makamlar ve ekonomi yönetiminin hızlı müdahaleleriyle sistemik bir riske dönüşmeden akamete uğratıldı...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kriz üzerinden hükûmete yönelik yürütülen tartışmaları ve iddiaları "FETÖ taktiği, iftira ve dezenformasyon kampanyası" olarak nitelendirdi., Meclis'e sunulan yasa teklifiyle, tasfiye hâlindeki fonlarda parası kalan küçük yatırımcıları korumak adına 1 milyon TL'ye kadar olan net yatırım tutarları için ara ödemeler doğrudan hesaplara aktarılmaya başlandı. Böylelikle, sığ hisseler üzerinden borsa manipülasyonu yaparak finansal sistemi kilitlemeyi amaçlayan operasyon; yasal düzenlemeler, tanzim mekanizmaları ve yargı adımlarıyla kontrol altına alındı...
Yine başaramadılar, yine yıkamadılar, çünkü biz asil Türk milletiyiz...

