İsrail ile bölgesel şekillenme sürecinde kavgamız devam ediyor. Ancak bu mücadeleyi yalnızca görünen çatışma alanları üzerinden okumak, büyük resmi gözden kaçırmamıza neden olur. Bugün üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele, birbirinden bağımsız gibi görünen gelişmelerin hangi stratejik hedefler etrafında şekillendiğidir.
Sünni-Şii çatışmasını dört gözle bekleyen katil İsrail, bölgedeki istikrarlı hatları rayından çıkarmaya, ülkeleri ve ittifakları karşı karşıya getirmeye gayret ediyor. Bir tarafta Mekke İttifakı ve genişleme eğilimi, diğer tarafta Türkiye ile Libya hattındaki anlaşma; bir başka cephede ise Yemen üzerinden Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirme çabası…
Bunların her biri ayrı ayrı ele alınması gereken başlıklar. Ancak hepsini birleştiren temel mesele, bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği bu süreçte İsrail’in hedefleri ve Türkiye’nin izlediği rotanın bu hedeflerle nerede çatıştığıdır.
Türkiye, birkaç cephede katil İsrail’in hamlelerini boşa çıkardı. Fakat mücadele bitmiş değil. Aksine, çatışma alanlarının genişlemesi, Türkiye’yi kendi stratejik istikametinden uzaklaştırmaya yönelik hamlelerin de devam ettiğini gösteriyor. Bu nedenle mesele yalnızca hangi cephede ne yaşandığı değil, bütün bu gelişmelerin Türkiye’yi hangi istikamete sürüklemek istediğidir.
Katil Netanyahu, seçimler ve haritası…
Katil Netanyahu’nun seçim öncesinde propaganda amacıyla ortaya çıkardığı haritayı nasıl anlamalıyız?
Netanyahu, çevresindeki herkesi düşmanlaştırarak seçmenine şu mesajı vermeye çalışıyor: “Bakın, böyle bir tehditle karşı karşıyayız ve ben bu tehditleri bertaraf etmeye çalışıyorum.”
Haritada neredeyse her yer koyu yeşille, kendi rengiyle gösterilirken yalnızca BAE farklı bir yerde duruyor. Netanyahu, “Küçücük İsrail” görüntüsü üzerinden karşı karşıya olduğu tehdidin büyüklüğünü öne çıkararak kendisini bir “kahraman” olarak ispatlamaya ve seçmenini etkilemeye çalışıyor.
Oysa bu harita, algı oluşturma ve bu algı üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etme çabasının bir parçası.
Türkiye’yi asıl hedefinden şaşırtmak için devreye sokulan “provokatif” saptırmaları da doğru okumamız gerekiyor. Orta Doğu, Afrika ve Türkistan hatlarında Türkiye’yi rotasından alıkoyacak hamlelerden vazgeçilmiyor. Ancak Türkiye de kurulan oyunun farkında.
Sünni-Şii çatışmasını körükleyen bu strateji, Türkiye ile İran’ı da karşı karşıya getirmeyi hedefliyor. Böyle bir çatışma ortamının oluşması, İsrail açısından âdeta düğün bayram olur...
Ve Suriye…
Türkiye ile hesaplaşmayı dolaylı oyunlar üzerinden kurgulayan Tel Aviv yönetimi, sıkıştıkça Türkiye’nin başını farklı meselelerle ağrıtmayı da hedefliyor. Azerbaycan’la yaşanan son olayların arka planında da üretilen fitnenin izlerini görüyoruz.
Gelelim esas meseleye...
Türkiye, küresel yeniden şekillenme sürecinde yeni projeksiyonuyla kendi rotasını belirledi. Karşısındaki temel dirençlerden biri ise bu rotayı engellemeye çalışan İsrail.
Bu süreçte en çok arzulanan şey, Sünni-Şii ayrışmasının derinleşmesi. Ayrışma hattının kalınlaşması ve çatışmaların yayılması, İsrail’e ciddi bir nefes alma alanı sağlayacaktır. Türkiye ise bütün bu ihtimalleri dikkate alarak hareket ediyor.
Bölgedeki bütün denizlere açılan çıkış noktalarına hâkim olma hedefi, Türkiye’nin neden düşmanlaştırıldığını da açıklıyor. Çünkü bu bölgesel rotanın önündeki en önemli aktör Türkiye.
Bu durum, İsrail’le karşı karşıya gelme ihtimalini ortadan kaldırmıyor. Ancak Suriye’deki kavganın yanı sıra farklı bölgelerden gelen çatlak sesleri de kişiselleştirmeden, büyük resimden koparmadan okumak gerekiyor.
Çıkar çatışmalarının yaşandığı böyle bir süreçte, bu tür çatlak seslerle karşılaşmamız kaçınılmaz görünüyor. Asıl mesele, bütün bu gelişmeleri doğru okuyarak istikametten şaşmamaktır.

