Kaydet
|

Bu hafta Manisa’daki bir okulda silah sesleri duyuldu. “Burası Amerika değil, artık olmaz” diyorduk ama maalesef yine oldu.

Olayın sebebi henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış değil. Dolayısıyla bugünden kesin hükümler vermek doğru olmaz. Ama kütlesel saldırıları sadece "silah kontrolü" ya da "okul güvenliği" tartışmaları üzerinden okumak da bizi bir yere götürmez.

Çünkü karşımızdaki trajedi sadece fiziki bir güvenlik zaafı değil, son yıllarda yaşanan kültürel zehirlenmenin somutlaşmış hâlidir. Fark edilme ihtiyacı ve dijital çağın körüklediği şöhret arzusu, bu şiddetin ana motorlarıdır.

Özellikle Amerika’daki okul saldırılarını derinlemesine analiz ederseniz, bana hak verirsiniz. Çünkü hikâye hep aynı: Çevresi, arkadaşları ve ailesi tarafından fark edilmeyen, görülmeyen bir çocuk var. Bu çocuk sosyal medyada vakit geçirdikçe yalnızlığı ve hıncı artıyor. Ve sonunda bir “hiç” olmaktan kurtulmak için şiddete başvuruyor.

Toplum, bu kişileri sadece "hasta" olarak yaftalayıp dışladıkça, onların "dışlanmışlık hıncı" daha da büyüyor. Ve bu döngü böylece sürüp gidiyor.

Bu durumda aile kurumunu zayıflatan, "anı yaşa" sloganıyla gençleri sadece şimdiki zamana hapseden kültürel iklimi sorgulamak gerekir. Sadece okullardaki güvenlik tedbirlerini tartışmak, kapıyı kilitleyerek yangını söndürmeye çalışmak gibidir.

***

Okul saldırısı haberini duyunca aklıma ilk şu soru geldi: “Henüz bıyıkları terlememiş bu çocuk, başka insanların hayatı üzerinde söz sahibi olduğuna nasıl inandı?”

Bu soruyla birlikte Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanını hatırladım. Romanın kahramanı Raskolnikov, işlediği cinayeti yalnızca bir öfke patlamasıyla açıklamaz. Baltayı indirmeden çok önce zihninde inşa ettiği hastalıklı bir teori vardır. Bu teoriye göre insanlar ikiye ayrılır: Sıradan insanlar ve olağanüstü insanlar.

Sıradan insanlar düzeni sürdürür, kurallara uyar. Olağanüstü insanlar ise tarihin akışını değiştiren, büyük amaçları uğruna mevcut tüm kuralları yıkmaya hak kazanan "seçilmişlerdir". Bu insanlar gerektiğinde engel olarak gördükleri insanları ortadan kaldırabilirler.

Yani Raskolnikov kurbanını öldürmeden önce, vicdanını katleder. Tefeci kadını artık bir insan olarak görmez. Zihninde onu bir parazit, ortadan kaldırılması gereken küçük bir ayrıntı hâline getirir. Çünkü bir insanı yok edebilmek için, önce onun insan olduğunu unutmak gerekir.

Dostoyevski 19. yüzyılda bu narsistik teoriyi bir insanın ruhsal çöküşü üzerinden eleştiriyordu. Modern çağın dijital dünyası ise bu teoriyi bir pazarlama stratejisi olarak kullanıyor.

Bugün sosyal medya platformlarının “Keşfet” sayfaları, narsisizmi kitlesel olarak üretmek ve ödüllendirmek üzere kurgulanmıştır. Algoritma, gece gündüz aynı cümleleri fısıldar: “Sen sıradan değilsin. Sen farklısın, özelsin, seçilmişsin.”

Milyarlarca kez izlenen “Alpha/Sigma Male”, “Hustle Culture”, “Ana Karakter Enerjisi” veya “Kural Tanımaz Üst-İnsan” temalı içeriklere bakın. Hepsi genç zihinlere şu tehlikeli mesajı kazıyor:

Empati zayıflıktır, başkalarının duyguları değersizdir, toplumsal kurallar ise sadece "avam" içindir. Önemli olan tek şey senin mutlak başarın, senin sesin ve senin gücündür.

Özetle Raskolnikov’un yoksul bir çatı katında geliştirdiği o canice teori, bugün dev teknoloji şirketlerinin algoritmaları tarafından, ideal bir hayat tarzı ambalajıyla milyonlarca gence enjekte ediliyor.

Yani Raskolnikov’un elindeki balta, bugün akıllı telefonların ekranlarında parıldıyor!..

Salih Uyan'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.