Kaydet
a- | +A

Üç maymunu hepiniz bilirsiniz. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyen maymunlar… Yıllardır bu üçlüye “Bu ne umursamazlık!” diye kızıp dururuz. Fakat öyle bir zamana geldik ki, o üç maymunun sükûtunu mumla arar olduk. Çünkü sahneye dördüncü bir maymun fırladı:

Her şeye maydanoz olan maymun.

Bu maymun görmemesi gereken her şeyi görür. Duymaması gerekenleri duyar. Kendisini hiç ilgilendirmeyen konularda fikir belirtir. Boş zamanlarında alenen halkı yanıltıcı bilgi yayar.

Etliye, sütlüye karışmayan üç maymunun aksine, zeytinyağlısından tatlısına kadar her şeye karışır. Üstüne bir de mutfağa gidip aşçıyla dalaşır.

Dördüncü maymunun görev tanımı, üzerine vazife olmayan işlerden oluşur. Tereciye tere satar. Pişmiş aşa su katar. Davet edilmediği düğünde halay başı olup zılgıt atar. Evinde damlayan musluğu tamir ettirmez ama küresel su politikaları üzerine tez yazar.

Dördüncü maymun kaostan beslenir. Çatışma yokken nefes almakta zorlanır. Her şey yolunda gidiyorsa acayip darlanır.

Birileri taş üstüne taş koyarken, o yattığı yerden “Bu taş eğri duruyor” der. Ama varlığını ancak husumet üzerinden sürdürebildiği için, o taş daha da “yamulsun” diye içten içe harlanır.

Ortada kriz yoksa bile zorlama bir dava dilekçesi uydurur. Suni bir husumet ihdas eder. Fakat ispat külfetini karşılayamadığı için dosya ilk celsede usulden reddedilir. Dava düşer, duruşma görülmez.

Bu arada davayla birlikte "dava adamlığı" maskesi de düşer. Çünkü hormonlu davalardan, organik dava adamı yetişmez.

Biraz sakin olun!

Bence bu hormonlu davaları birileri bilerek önümüze atıyor. Asıl mühim meselelere kafa yormayalım diye olabilir. Bilemiyorum. Ama netice olarak fanatikleşiyoruz, öfkeyle doluyoruz. Ve tüm vaktimizi gayrimeşru bir gündemin meşru müdafaası için harcamaya başlıyoruz.

Mesela geçenlerde 90’lı yıllara güzelleme yapanlarla ilgili bir yazı yazdım. Kısaca, “O yıllar anlatıldığı kadar kusursuz değildi” dedim.

Yorumlar sekmesi bir anda alev aldı. Doksancılarla bugüncüler karşılıklı mevzilere çekildi. Konu ekonomi, ahlak, mahalle kültürü derken dönüp dolaşıp bana geldi. Bir ara kendimi 2001 krizinin müsebbibi gibi hissettim.

Birkaç gün sonra da bir arkadaşımın anlattığı bir olayı paylaştım: Bir ilkokulda, artan yemekleri sokak köpeklerine vermek için bir proje başlatılmış. Çocuklar köpeklere kalsın diye tabaklarındaki yemeğin yarısını bırakmaya başlamışlar.

Amacım çocukların o saf, masum paylaşma duygusuna dikkat çekmekti. Fakat dijital meydan yine karıştı. Sayfa savaş alanına döndü.

Bir taraf taarruza geçti, diğer taraf savunma hattı kurdu. Ben çocukların merhametinden söz ederken kendimi bir anda ülkenin sokak hayvanları politikasını belirleyen kurulun başkanı olarak buldum.

Birileri o projeyi yapan öğretmenlere hakaret etmeye başlayınca, iyice canım sıkıldı. Paylaşımı sildim. Ama başı kesik tavuğun etrafta koşturması gibi yorumlar, hakaretler sayfada akmaya devam etti.

Arkadaşlar, lütfen sakin olalım! Duyarlı olmak güzel bir şey ama onun da ayarlı olması lazım. Hayatımızın hatırı sayılır bir bölümünü bizi çok ilgilendirmeyen konularda, hiç tanımadığımız insanlara öfkelenerek geçiriyoruz.

Ömür kısa, gündem uzun ve yorum kutusu dipsiz. İnsan bu kıymetli ömrünü bir yorum kutusunun dibinde tüketir mi ya?

Salih Uyan'ın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.