Aslında Yemen üzerinde hâkimiyet savaşı veren Husiler, İran’ın desteğiyle birlikte çok farklı cephelerde mücadeleyi sürdürüyor. Günlerdir Suudi Arabistan, Mekke, Medine ve Riyad için alarm veriyor!..
1918’de Osmanlı Devleti’nin çekilmesiyle birlikte, Yemen ülkesi için de çalkantılı bir devir başladı… 1962’de cumhuriyetçi subaylar darbe yaptı ve ardından Kuzey Yemen’de iç çatışmalar başladı. (1962-1970) İngilizlerin 1967’de bölgeden çekilmesiyle birlikte Güney Yemen bağımsızlığını kazandı… Ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla, Sovyetler Birliğine yakın sosyalist bir yönetim kuruldu… 1972-1979 yılları arasında Kuzey ve Güney Yemen savaşları hüküm sürdü. Nihayet 1990’da iki Yemen birleşti. Kuzey’in Başkanı Ali Abdullah Salih ve onun yardımcısı Güneyli lider Ali Salim El Beyd oldu. Ancak barışın ömrü pek uzun olmadı. Birleşmenin ardından tekrar anlaşmazlıklar başladı ve çatışmalar şiddetlendi. Mayıs 1994’te yeniden bölünme fiilen gerçekleşti. Güney Yemen bağımsızlık ilan etti. Fakat Ali Abdullah Salih’e bağlı güçler, Güneylileri yenilgiye uğrattı. Kuzeyli birlikler Aden’e girince savaş da sona erdi. 1978’den 2012’ye kadar Yemen’i yöneten Ali Abdullah Salih, iç karışıklıkların fazlasıyla büyümesi ve otoritesinin büsbütün kaybolması sebebiyle, yetkilerini yardımcısı Abdurrabbu Mansur Hadi’ye devredip yönetimden çekildi. Ancak bu tam bir çekilme manasına gelmiyordu! 2017 yılında yine alevlenen çatışmalar sırasında vurularak öldürüldü… Onun yerine seçilen Mansur Hadi de Yemen’i sükûnete kavuşturamadı. 2022’de Husiler başkent Sana’yı ele geçirince Hadi önce Aden’e sonra da Suudi Arabistan’a kaçtı… Mansur yetkilerini Başkanlık Liderlik Konseyi’ne devretmek zorunda kaldı...
Yemen’de neler olup bittiğini hatırlatmak için bu girizgâhı yaptık. Hadi Yönetimi sırasında bugünkü Yemen krizi büyüyüp genişledi. Suudi Arabistan, Yemen İdaresini desteklemek üzere devreye girdi… Husiler ile Suudi Arabistan Yönetimi arasındaki çatışmalar derinleşince, karşılıklı saldırılar boyut değiştirdi. Husiler 2009 yılı itibarıyla Yemen-Suudi Arabistan sınırında, karşı tarafın topraklarına hücum etmeye başladı. Bütün bu olaylarda Husilerin İran’dan hayli güçlü destek aldıklarını da belirtmek gerekiyor… Öyle ki İran ile Suudi Arabistan neredeyse doğrudan karşı karşıya geldi!
2015 yılına gelindiğinde Yemen’de şartlar büsbütün ağırlaştı… Husiler 2014’te Sana’yı ele geçirince, Suudi Arabistan öncülüğünde; Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Kuveyt, Katar, Mısır, Ürdün, Sudan, Fas ve hatta Senegal’in de dâhil olduğu koalisyon, Yemen’deki Husi güçlerine karşı hava saldırıları başlattı… O dönemde bu koalisyona katılması için Suudi Arabistan tarafından Pakistan’a da teklif götürüldü. Ancak Pakistan talebi olumlu karşılamadı ve fiilen koalisyona katılmadı. Şartların değişmesinden bahsediyoruz ya, Körfez’de siyasi ve askerî dengeler meteorolojik şartlar gibi çok sık değişiyor!.. 2017 yılında, Katar; terörizmi destekliyor gerekçesiyle, Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve BAE tarafından kara, hava ve denizden büyük ölçüde ablukaya alınarak bahse konu koalisyondan çıkarıldı. Üç buçuk sene devam eden bu abluka sırasında, Türkiye ve İran’ın kararlı desteğiyle Katar gıda tedariki ve güvenlik bakımından ayakta kalmayı başardı… Aynı şekilde daha düne kadar BAE ile sıkı fıkı olan Suudi Arabistan, birdenbire bu ülkeye karşı neredeyse fiilî savaş başlattı. Sebep, BAE’nin Yemen ve Husiler’e dair değişen politikası idi… BAE derhal geri adım atınca, Suud Hükûmeti de sakinleşti! Yukarıda özetlediğimiz şartlarda, Yemen coğrafyasında savaşan Husiler, İran’ın da destek ve teşvikleriyle kendine has yeni taktik ve stratejiler geliştiriyor. Kızıldeniz’de İsrail ve Amerikan gemilerini hedef almalarından dolayı her iki ülke ile de savaş durumuna düştüler. Ve yeni ve daha büyük bir cephe açmış oldu… ABD-İran savaşı öncesinde olduğu kadar, Tahran Yönetiminden destek alamadığı tahmin edilse de Husiler, hayli etkili saldırılarla ABD ve İsrail hedeflerine zarar verme kapasitesini ortaya koyuyor. Dünya petrol ve doğalgaz ticareti için çok çok önemli iki güzergâh olan Hürmüz Boğazı ile Bab-ul Mendep Boğazlarındaki Husi etkinliği, giderek daha enteresan bir hâl alıyor… Bu arada Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı geçişlerine alternatif olarak devreye aldığı Kızıldeniz’deki petrol boru hattının vurulması da meseleye bambaşka bir boyut kazandırdı...
Özetle, Husiler'in son zamanlardaki hamleleri Suudi Arabistan’ı büsbütün zora sokmuş bulunuyor. Birkaç günden beri Suud Hükûmeti, başta Mekke, Medine, Riyad, Cidde ve Taif olmak üzere en önemli şehirleri için tehlike alarmı veriyor. Bölgede gerçekten baş döndürücü olaylar cereyan ediyor. Şimdiye kadar fiilî saldırı ve açık siyasi tehditlerle Husiler'i istediği gibi baskılayamayan Amerika’nın doğrudan görüşmeler yaptığına dair iddialar uçuşuyor. Şayet bu doğruysa, ABD ile İran arasındaki karşılıklı hamlelerin bir boy küçüğü de Yemen ile hayata geçecek demektir. Şubat 2026’dan beri İran’ı baskılamaya çalışan Amerika, şimdiye kadar bir ilerleme kaydedemediği gibi, gün be gün daha fazla batağa giriyor. Ve tam aksine İran da ABD’ye karşı yeni mevziler kazanıyor. Hürmüz Boğazı’nı büyük çapta devre dışı bırakan keşmekeş artık Babul Mendep ve Kızıldeniz için de etkili oluyor. Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'na bağlayan bu çok önemli suyolu, aynı zamanda Süveyş Kanalı üzerinden Asya ile Avrupa kıtaları açısından en önemli ekonomik bağlantılardan biri. Bâbul Mendep Boğazı'nın, bu vasfı sebebiyle, bu coğrafyadaki her gelişme yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de etkili oluyor… Husiler deyip geçmeyin!

