Kaydet
|

Yeni bisiklet alan çocuklar ilk günlerde gidona iki elleriyle sıkı sıkıya sarılırlar. Sele üzerinde birkaç hafta geçirenler tek ellerini bırakmaya başlar. İyice ustalaşınca da sıra iki eli birden bırakmaya gelir.

Eller boşta bisiklet sürmek, mahallede ustalığın sembolüdür.

Ama profesyonel bisikletçileri yarışlarda asla ellerini bırakmış hâlde göremezsiniz. Çünkü ustalaştıkça elini işten çekmek çocukluk işaretidir. Mesela Tour de France’ta yarışçıların ellerini bıraktığı tek an, bitiş çizgisine ulaşıp seyircileri selamladıkları andır.

Yani başarılı insanlar kendi alanlarında ustalaştıkça işlerine daha sıkı sarılırlar. Çünkü insan kendisini geliştirdikçe, işleri de zorlaşır.

Eğer işler giderek kolaylaşıyorsa, gittiğiniz yol muhtemelen yokuş aşağıdır.

***

Şimdi bisikletten inip konuya gelelim.

Bir süredir hep yokuş aşağı gidiyoruz. Popüler kültür eğlenmeyi bir ihtiyaç hâline getirdi. Ve biz gayrimeşru ihtiyaçlarımızı gidermek için gayriciddi hayatlar yaşıyoruz.

Eğlenmek artık bir mola değil, hayatın ölçü birimi olarak görülüyor. İş öyle bir raddeye geldi ki keyfimize bir kâhya müdahalesi şart oldu.

Artık bir işin doğru mu, faydalı mı olduğunu sormuyoruz. Merak ettiğimiz tek bir şey var: Eğlenceli mi? Keyif alacak mıyız?

Seyrettiğiniz film sıkıcıysa kapatabilirsiniz elbette. Ama okumanız gereken bir kitap sıkıcıysa, kapatma lüksünüz olamaz. Çünkü sıkılmak, öğrenmenin gümrük vergisidir. O vergiyi ödemeden sınırdan geçerseniz bir ömür kaçak yaşarsınız. Ya da sınırda çakırkeyif bir hâlde yalpalayıp durursunuz.

Yarım saat bile bir kitabın içinde kaybolamıyorsak hiçbir şey başarma şansımız yoktur. Dikkatini otuz dakika bir yerde tutamayan insan, hangi işin ustası olacak?

***

Haz peşinde koşan insan, hazzın bittiği yerde durur. Hayatta gerçekten kıymetli olan şeylerse tam o noktada başlar. Yani hazzın bittiği yerde.

Eğer bir işi yaparken sıkılıyorsanız yanlış yolda olduğunuzu düşünmeyin. Bu sizin doğru kuyrukta beklediğinizi gösterir. Bedel ödemeden sahip olunan başarıya da bir gün mutlaka haciz gelir.

Netice?

Gerçekten önemli işler yapanlar, ustalaştıkça işine daha çok sarılıyor. Mahallede kariyer yapmak isteyenlerse elleri havada şov yapıyor.

Yol düz olduğu sürece bir problem yok. Ama yol her zaman düz gitmiyor işte. Bir viraj, bir yokuş, bir çukur çıkıyor karşımıza.

İşte o an, elini gidondan çekmiş olanlar düşüyor.

Nobel ve gardırop

Nobel ödülü alan Karl Deisseroth'un bir videosunu gördüm. Stanford Üniversitesi’ndeki ofise giriyor ve herkes alkışlıyor. Bu arada adamın üzerinde kot ve tişört var.

Video bitince “Ben Nobel ödülü alsam ne yapardım?” diye düşündüm. İlk iş koşarak kendime pahalı bir takım elbise alırdım herhâlde. Sonuçta ertesi gün her yerde görüntülerim yayınlanacak.

Ama Deisseroth’un öyle bir derdi yok. İnsanlığa bir gram faydası olmayan tipler şık takım elbiselerin içinde bomboş hayatlar yaşarken, adam ayağına kotu geçirip çıkmış. Kimin ne düşündüğü umurunda değil.

Demek ki bu iş gardıropla olmuyor. Veya şöyle söyleyelim: İnsanın içi ne kadar boşsa, vitrin o kadar dolu oluyor.

Salih Uyan'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.