Kaydet
|

Bundan tam on sekiz yıl önceydi. Okulda, şube öğretmenler kurulu toplantısındaydık. Ben 8D sınıfının İngilizce öğretmeniydim ve her zaman olduğu gibi toplantı 8A ile başladı.

Bu toplantıların bir ritmi vardı, ezbere bilirdik. İlk şubeye herkes büyük bir motivasyonla başlar, öğrencilerle ilgili her şey konuşulurdu. İkinci şubede cümleler kısalır, detaylar gizli bir anlaşmayla atlanırdı. 8C sınıfına gelince de esnemeler gerinmeler başlar, pedagojik derinliği olan analizler telgraf metnine dönüşürdü.

Ve sıra son şubeye geldiğinde, eve gitme telaşına bulaşmış o talimat gelirdi:

“Evet arkadaşlar, hızlıca toparlayalım!”

Bu sorudan sonra da birkaç kırık dökük cümle kurulur ve toplantı biterdi.

İşte ben o toparlama grubundaydım. Yani iki-üç saat boyunca tek kelime etmeden oturacak, sonunda birkaç cümle söyleyip kalkacaktım.

İlk bir saat konuşulanları dinledim. Bir ara kendi sınıfımdaki öğrencilerle ilgili ajandaya notlar yazdım. İkinci saatin sonunda iyice bunaldım ve ajandaya bir şeyler çizmeye başladım.

Önce kendi etrafında dönen daireler, sonra o daireleri bir köprü gibi birbirine bağlayan çizgiler ve nihayet çizgilerin gövdesine sarılan sarmaşıklar…

Sarmaşıklar sayfanın alt sınırına ulaşınca diğer sayfaya geçip imza atmaya başladım. Onlarca irili ufaklı imza…

Sayfanın son kalan boş yerine imza atarken garip bir şey oldu. Sanki zihnimin derinliklerinde bir şey kırıldı ve yıllardır titreşen bir fikir beynimin içinde infilak etti:

Yıllardır İngilizce öğretmenliği yapıyorum. Bu arada bir sürü şey yaşadım, birçok hatıra biriktirdim. Bunları hikâye formatında yazıp bir kitap çıkarabilir miyim acaba?

Bu düşüncenin ardından sondaki 'acaba’yı ve soru işaretini atıp ajandada yeni bir sayfa açtım ve yazmaya başladım:

- Good morning class!
- Good morning teacher!
- How are you today?
- Fine thanks, and you?
- Sit down, please. Durmuş, oğlum tahtayı sil!

Sınıf gürültülü bir şekilde yerine otururken, Rus Filolojisi üçüncü sınıf terk İngilizce öğretmeni Hüseyin öğretmen, tahtanın kenarına dizilmiş irili ufaklı tebeşirlerden en uzununu seçerek tahtaya bir başlık attı: SIMPLE PRESENT TENSE

Tam alt satıra geçecektim ki öğretmenler odasının kapısı açıldı ve hizmetli abla elinde kocaman bir tepsiyle içeri girdi: Üst üste yığılmış kaşarlı tostlar, su bardaklarında demli çaylar.

Çok acıkmıştım. Hemen ajandayı kapattım ve tosttan bir ısırık aldım. Çayımı yudumlarken de sıra 8D sınıfına geldi. Toplantıyı sonlandırma gayretiyle herkes alelacele bir şeyler söyledi ve çıktık...

O gün ajandaya karaladığım cümlelerin, “Anlıyorum Ama Konuşamıyorum” isimli ilk kitabımın ilk cümleleri olduğunu bilmeden eve gittim. Ajandada açtığım o sayfanın, hayatımda yeni bir sayfa açtığını da sonradan fark ettim.

O sıkıcı öğretmen toplantısında çalakalem yazdığım birkaç cümleyle başlayan hikâyem hâlâ devam ediyor. Aslında birçok şeyi düzenli olarak yapmayı beceremeyen bir insanım. Kendimi disiplin altına almakta zorlanıyorum. Ama o günden beri neredeyse yazmadan geçen bir günüm olmadı. Hâlâ o akşamki kararlılığı ve sonraki devamlılığı nasıl sağladığımı düşünüp, şaşırıyorum.

O toplantıda hemen kaleme sarılıp ilk cümleleri yazmasaydım, hâlâ kitap çıkarmayı düşünüyor olurdum. Onu da iyi biliyorum.

Şimdi kitap imzalarken, evde hâlâ sakladığım o ajandanın sayfaları geliyor gözümün önüne. Daireler, çizgiler, sarmaşıklar ve ardından atılmış onlarca imza…

Ve öğrencilere şöyle diyorum:

“Aklınıza bir şey geldiğinde harekete geçin. Bir cümle, bir adım, küçücük bir kıpırtı yeter. Hayat bazen insanın önüne bir fırsat bırakır ve o fırsat, ilk adım atılmazsa sessizce çekip gider.”

Salih Uyan'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.