Nasıl ki İstiklal Beyannâmesinin neşredildiği 4 Temmuz 1776, ABD için unutulmaz bir tarihse, bugün fark edilmese bile ileride 3 Kasım 2026’nın da Amerika Birleşik Devletleri için unutulmayacak bir tarih olacağı görüşündeyiz…
Bu tarih, bâzı zengin eyaletlerin ayrılıp müstakil devlet olmaları, devletin gerileyip düşmesi için başlangıç olabilir. Zira devletler de insanlar gibidir. Doğar, gelişir, büyür, ihtiyarlar ve ölür…
3 Kasım 2026 yıkılışa giden yolda birinci merhaledir. Duraklama, gerilemeden bir önceki devredir. Onu yıkım takip eder.
Bahsettiğimiz tarihte Amerika’da her ne kadar bir seçim olmuşsa da bu seçimin etkileri, sandık göstergeleri ve Senato ve Temsilciler Meclisi yansımalarından ibaret değildir. 3 Kasım’da seçime giren Amerikan Başkanı, hep "devlet benim" edâ ve kibrindeydi. Oldum olası emlakçılıkla devlet yönetmeyi aynı mantıkla değerlendirdi. Sahne şovunun serpintilerinden hiçbir zaman kurtulamadı. Trump, farklılık adına sürekli sıra dışılığı tercih etti. Sanki zihninin bir yerlerinde ulaşılamayıp hasret kalınmış bir devrimcilik güdüsü sürekli kendini hissettirdi. Bundan dolayıdır ki herkese ve her şeye tepeden baktı. 60 saniyede 6 kere fikir değiştirdi. Ayaküstü kaş çatmalarla devleti yönetebileceğini sandı. Rakibini küçük görme gafletine düştü. Ukrayna ihtilafını 24 saatte bitireceği gibi ham bir hayale imza attı. Eli kanlı katil Binyamin Netanyahu ve Siyonistlerle Yahudi lobisini teşkil eden “Kârunzâdelere” hoş görünmek için İsrail’in boyunduruğuna girmeyi kabul edip İran’a saldırdı. “Vadedilmiş Topraklar” hayalperest Yahudi ırkçısı Netanyahu’ya sınırsız ve noksansız destek vererek Amerikan halkının çoğunluğu dâhil dünya milletlerinin vicdanlarını kanattı. Çoğu çocuk, kadın, yaşlı ve sivil 100 bin Gazzeli katledilip 100 bin Gazzeli sakat bırakılırken, işgalci Siyonsitler, Batı Şeria’da insanların asırlardır mülkü olan toprakları gasbederken Donald Trump’ın kılı kıpırdamadı. Zalimin elini tutacağına, mazlumları vatanlarından sürmeye kalkıştı.
Böylece ABD emperyal tarihindeki Vietnam, Irak, Afganistan zulüm ve savrulmalarını Ukrayna ve İran hesapsızlıkları takip etti. Oysa SSCB-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği 1991’de çöktükten sonra yaygın rivayete nazaran ABD, Tek Süper Güç yâni yegâne Cihan Devleti olarak kalmıştı. Selefi öbür Başkanlar gibi Trump da bu imkânı yönetemedi. Yeni dönemde manzara şuydu: Kapitalist-Komünist yapılanma yıllarında tahterevallinin bir oturağında ABD, diğerinde SSCB var iken şimdi yıkılan devletten boşalan oturak havada, hayatta kalan süper güç ise kuma çökmüş oturakta boş bakışlarla "ben, şimdi ne yapacağım?" şaşkınlığındaydı.
Böyle bir gamsızlık olmasa Trump, işgal ettiği makamın ağırlığıyla hem Gazze’de ölen masumlar ve hem de İran’da öldürdükleri 180 kız talebenin acısını duyardı. Bunun eseri hiç görülmedi.
Bu olmadığı gibi Trump idaresi, aldığı ekonomik tedbirlerle fakir Amerikan halkını daha da fakirleşmeye, enflasyonun yükselmesine ve yakıtın pahalanmasına yol açtı. "Benzin fiyatlarından bana ne?" gibi çiğ laflar etti. Halk, yoksullaşırken, yoksul daha da düşerken Trump ailesi, son senelerde servetine servet kattı.
Hepsinden beteri:
Trump’ın adının Epstein Adası bataklığında şehvet çamuruna batması, çocuk istismarıyla itham edilmesi, Jeffrey Epstein dâvasıyla alakalı yeni dosya ve vesikaların ortalığa saçılmasıdır. Kamudaki kanaat o oldu ki Siyonistler, bu dosyaları Trump için bir şantaj olarak kullanmaktalar.
Fakirleşme ve pahalılık göçmen ve Latin asıllı yoksulları, Trump ve Cumhuriyetçi partiden soğuttuğu gibi çocuk istismarı iddiası ve adı geçen dâvâ da muhafazakâr ailelerle Katolikleri saf değiştirmeye sevk etti:
Cumhuriyetçi Parti’den Demokrat Partiye geçtiler.
3 Kasım 2026’da yapılan, ABD ara seçimleridir. Bu seçimlerde Trump’ın başında olduğu Cumhuriyetçi Parti, Kongre’nin hem Senato ve hem de Temsilciler Meclisinde pekâlâ, "hezimet!" denecek ağır bir mağlubiyet aldı. Böyle bir netice o beğenmedikleri şark memleketlerinde yaşansa devlet reisi, istifa ederdi. Çünkü şartlar emrettiğinde istifa, erdemdir…
Haziran 2009’dan itibaren birkaç sene yaşadığımız Washington, DC’de takvimin ilk ayında vardığımız kanaat şu olmuştu: Amerikan çınarı, içten içe çürüyordu. Ancak, devletin mevcut kuvveti, bu gerilemeyi göstermiyordu. Bunu daha evvel de yazmış ve şunu hatırlatmıştık:
-Bazı tarihçiler derler ki Osmanlı Devleti esasında devletin zirvede olduğu Kanunî döneminde gerilemeye başlamıştı. Fakat, devlet, kudretli olduğu için vaziyet fark edilmemişti.
Kaldı ki Osmanlı, adalet sahibi bir Cihan Devletiydi. O yüzden tarih sahnesinden çekilmesi birkaç asır aldı.
Siyonist önünde acze düşen, yukarıdan beri saydığımız adaletsizlik, zulüm ve yüz kızartıcı fiillerin yaşandığı bir devletin çöküşü ise farklı olur.
Son söz, o söz ulusunundur:
İmâm-ı Rabbanî hazretleri şöyle buyurmaktalar:
Habercinin işi, haber vermektir!..


