Trump, iş dünyasına ve anlaşmalara önem veren, siyasi süreçleri de çoğu zaman ticari pazarlıklar üzerinden değerlendiren bir devlet başkanı. Bu yaklaşımının elbette olumlu yönleri var. Ancak diğer taraftan, uluslararası siyasette güç gösterisine dayalı, kuralsız ve hoyrat bir anlayışı, âdeta "kovboy siyaseti"ni geçerli akçe hâline getirdi.
Bunun sonucunda uluslararası dengeler, adalet, insan hakları ve hukuk normları ciddi biçimde sekteye uğradı.
Aslında dünya siyaseti öteden beri gücün hukukuna dayanıyordu. Ancak en azından bu durum, belirli hukuki ve diplomatik gerekçelerin arkasına gizlenerek, bir ölçüde kılıfına uyduruluyordu. Şimdi ise tablo farklı.
Meseleyi farklılaştıran, Trump’ın siyaset anlayışından ziyade, bu siyaset tarzının yeni dönemin küresel hesaplaşmasında kestirme bir çözüm yöntemi olarak masaya sürülmesidir.
Yani siyaseti Trump değiştirmedi; yeni siyaset kurgusu için Trump’ın tarzına ihtiyaç duyuldu. En azından Amerikan devlet aklı, bu yöntemin yeni dünya düzeninde geçerli araç olarak görüldüğünü bize dolaylı biçimde anlatmış oldu.
Ancak Trump’ın İsrail’le kurduğu ilişkinin bu denli derinleşmesi, Amerikan kamuoyundaki dengeleri bile sarstı.
İsrail’le yoldaşlık, seçimlerde Trump’a kaybettirdi.
Aslına bakarsanız Gazze’deki soykırım, susturulmak istenen insanlık vicdanı ve despotizmin en açık tezahürlerinden biri olan Siyonist baskı, Amerikan kamuoyunu da uykusundan uyandırdı. Ancak mesele yalnızca kamuoyunun uyanışı değildi. Görünen o ki Trump’ın da bir ayara ihtiyacı vardı.
Tam da bu noktada İsrail’le kurduğu ilişki ağı, Trump’ın artık uyanması gerektiğini âdeta haykırıyordu. Katil Netanyahu’yu kendisine dost bilen Trump, bu seçimlerde Siyonist despotizme boyun eğmenin siyasi bedeline ilişkin ince ama güçlü bir uyarıyla karşı karşıya kaldı.
Siyonizmin dostu var mı?
Hayır, YOK!
Burada sözünü ettiğim, yalnızca kendi çıkarlarını gözeten; küresel finansı kontrol etme ihtirası, devletleri ve yönetimleri kendi nüfuzu altında tutma gayesi dışında başka bir amacı bulunmayan şeytani bir yapıdan bahsediyorum.
Trump’ın kaybı meselesini, İsrail’le kurduğu bu denli derin bağ üzerinden değerlendirmek gerekiyor.
Aslında bu tablodan herkesin çıkaracağı dersler var.
İsrail’le yola çıkan, yolda kalır.
Neden mi? Çünkü yalnızca çıkar üzerine kurgulanmış bir aklın yoldaşlığı da çıkar üzerine kuruludur. Dolayısıyla dostluk kavramını dahi kendi çıkarları doğrultusunda araçsallaştıran şeytani bir yapıdan söz ediyoruz.
Dünya değişiyor. Kartlar yeniden dağıtılıyor. Evet, Siyonist ekip de bu yeniden yapılanmanın içerisinde kendisine yer edinmeye çalışıyor.
Ancak burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, bu yapının engel olmak istediği ittifaklar, söylemler, siyasi oluşumlar ve hatta devletlerdir.
Netanyahu’nun söylemlerini, özellikle Osmanlı üzerinden geliştirdiği siyasi söylemi dikkatle incelediğimizde karşımıza şu tablo çıkıyor: Erdoğan’ı hedef gösteriyor, Neo-Osmanlıcılıkla suçluyor ve İslam karşıtı söylemler üretiyor.
Hakan Fidan’ı hedef alan açıklamalarla onu itibarsızlaştırmaya yönelik çabalarını sürdürüyor.
Türkiye’de yürüttüğü Osmanlı karşıtı söylemle paralel biçimde, Atatürk çizgisini öne çıkaran yaklaşımları destekliyor.
Peki, Atatürk’ü çok mu seviyor? Hayır!
Burada amaç, bu ayrıştırma üzerinden Türkiye kamuoyunu bölmek; Osmanlı mirasıyla yeniden güçlü bir medeniyet iddiası ortaya koyan sosyolojik yapıya karşı, Atatürk üzerinden bir siyaset üretmektir!
Asıl kötülük ve sinsilik de burada yatıyor.
Osmanlı da Cumhuriyet de aynı milletin eseridir. Aynı tarihî birikimin, aynı millet iradesinin farklı dönemlerdeki devlet tecrübeleridir. Ancak İsrail bağlantılı stratejik akıl, bu iki tarihî mirası karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Bu söylemlerin etkisinde kalanlar ise meseleyi sorgulamadan, çoğu zaman cahilce kullanarak İsrail’in yürüttüğü ayrıştırma siyasetine alet oluyor.
Demek istediğim şu: Amerikan toplumu da bu tablonun farkına varıyor. Kendi içerisinde bu ilişkiyi sorguluyor ve hesap soruyor.
Türkiye üzerinde oyun kurmaya kalkışan katil İsrail’in hedeflerini ve yapmak istediklerini de doğru okumamız gerekiyor.
Netanyahu, Siyonist lobinin siyasi aktörüdür.
Hedef seçtikleri bölgelere dikkatle bakın. Türkiye ve Türkiye’nin hinterlandındaki coğrafyalar…
Neden Osmanlı üzerinden düşmanlaştırıcı bir söylem üretiyorlar? Neden Türk dünyasında da buna benzer söylemler devreye sokuluyor hiç düşündünüz mü?
Londra, Siyonizmin ürettiği fikir akımlarına nasıl bir destek veriyor?
Zengezur Koridoru’nu kim istiyor, kimler istemiyor?
Londra ile Siyonizm arasındaki bu bağlantı halkasına nasıl bakmak gerekiyor?
Bütün bunlar zaman içerisinde çok daha keskin hatlarla ortaya çıkacaktır. Çünkü kavga büyük ve acımasız.
Hazar’ın iki yakasında Türkiye’nin önünü kesmek isteyen aklı değerlendirirken, yalnızca küresel Siyonizmi değil, ona destek verenleri ve bütün bu gelişmeleri sessizce izleyenleri de denkleme dâhil etmek gerekiyor.
ABD-Çin mücadelesi, bütün bu yan etkileriyle birlikte, küresel rekabetin acımasız yüzünü aslında bize gösteriyor.
Londra-Pekin hattını, Moskova-Washington hattını ve Siyonizmin Çin’deki finansal bağlantılarını doğru okumadan, mahallî olaylar gibi görünen pek çok gelişmenin gerçek nedenlerine ulaşmak mümkün olmayacaktır.
Uzun lafın kısası: İsrail ve Siyonizmle kurduğu bağ, Trump’a siyasi bir tokat yedirdi.
Bakalım bundan sonraki aşamada Trump’ın hamlesi ne olacak?
Eğer bu Siyonist ekibin etkisinden ve esaretinden kurtulabilirse kazanan taraf olacaktır.
Tabii, meselenin vahametinin gerçekten farkındaysa…


