Kaydet
|

Her kesim, şekillenmekte olan yeni ittifakları kendi perspektiflerinden yorumluyor. “Sünni ittifakı” olarak tanımlayanlar bile var. Oysa meseleye yalnızca mezhepsel veya bölgesel aidiyetler üzerinden bakmak, yaşanan büyük dönüşümü anlamak için yeterli değil. Asıl mesele, yeniden şekillenen dünyada güçlü bir yer edinmek ve bu konumu güvence altına alabilmek...

Geçen yüzyıl ve öncesinde İslam dünyası dizayn edildi. Biz ise hep Batı ile Rusya arasındaki rekabete odaklandık. Oysa bu mücadele, diğer aktörlerin gelecekteki konumlarını da etkiledi. Bugün yeniden şekillenen dünyanın temel dinamiklerinden biri, Batı ile Rusya arasındaki keskin rekabet; diğeri ise Pasifik’te ve başka bölgelerde yükselen yeni güç merkezleri.

Rusya’nın Ukrayna müdahalesinin yalnızca iki ülke arasındaki bir hesaplaşma olmadığı başından beri açıktı. Öyle olsaydı mesele, siyasi yollarla çözülebilirdi. Putin’in “Savaştan başka yol yoktu” sözü de bu mücadelenin daha geniş bir yeniden şekillenme sürecinin parçası olduğunu gösteriyordu...

Bugün ABD ile Rusya arasında sıkışmış bir Avrupa’ya tanıklık ediyoruz. Ancak mesele artık yalnızca bu iki güç arasındaki rekabet değil. Yeni güç merkezlerinin de devreye girdiği bu süreçte, Mekke ve Bedir ittifakları üzerinden ortaya çıkan yeni hikâyeyi doğru okumamız gerekiyor.

Katil İsrail nasıl zaptedilir, genişleme hırsı nasıl dizginlenir diye sorarken İsrail’i kuran aklın pek çok küresel aktörün ve devletin içinde varlık gösterdiğini göz ardı etmemeliyiz. Meselemiz yalnızca katil İsrail yapısı değil, onu bir araç gibi kullanan şeytani yapıdır. Siyonizmden söz ederken bu gerçeği unutmamalıyız.

Türkiye, 200 yıl sonra yeniden şekillenen bu sürecin kazanan taraflarından biri olma yolunda ilerliyor. Geçmişte önüne getirilmiş, yapay biçimde üretilmiş sorunlu alanları kapatmaya çalışıyor. Ancak bu süreçte Türkiye’nin önüne çıkan engellerden biri de İsrail.

Mekke İttifakı çerçevesinde bölge devletlerinin temsilcilerinin İran’ı ziyaret etmesi yönündeki karar, olumlu bir gelişmenin habercisi. Çünkü ayrışma ve bölünme formülünün İsrail’in arzu ve beklentileriyle doğrudan bağlantılı olduğu açık. Bununla birlikte İran’ın da İslam coğrafyasındaki varlığını ve gücünü sürekli öne çıkarma isteği, bölgesel sorunların çözümünü zorlaştırıyor. Asıl mesele, devletlerin vazgeçilmez hırsları ve bitmek bilmeyen talepleri.

Bu nedenle yeni ittifakların içeriği belirleyici önem taşıyor. Yapay ittifaklar ve sloganlar yerine, uzun vadede karşılığı olan ortaklıklara ihtiyacımız var. Birlik, yalnızca siyasi açıklamalarla değil, kalıcı çıkar ortaklıklarıyla mümkün olabilir.

Halkların birbirine olan bağının siyasi kararların gölgesinde kalmasını da göz ardı edemeyiz. Çünkü halkların hafızası, siyasi kararlardan daha kadim ve kalıcıdır. Siyasi iradenin halklar arasındaki bağı güçlendirdiği dönemler, aynı zamanda ortak geleceğin de güçlendiği dönemlerdir.

Bu açıdan baktığımızda, mevcut süreç ciddi kazanımların kapısını aralayabilir. Mekke ve Bedir olarak tanımlanan yeni ittifak sürecinde coğrafyanın hafızası, kalıcı bir unsur olarak karşımızda duruyor.

İngiliz ve siyonist ittifakın ürettiği “Araplar sırtımızdan vurdu” hikâyesinin yerine şimdi de “Azerbaycan sırtımızdan vurdu” söylemini yerleştirmek isteyenler var. Bu girişimleri iyi anlamalıyız. Tarih; ayrışma için bahaneler üretilirken birleşmek için sahip olduğumuz imkânları görmezden gelmememiz gerektiğini öğretiyor.

Bir olay yaşandığında yalnızca ne olduğuna değil, neden ve kimler tarafından gerçekleştirildiğine de bakmalıyız. Çünkü zihinlerin işgaliyle Türkiye ile İslam coğrafyası arasında açılan alanlara kimlerin yerleştiğini anlamak, yaşananları doğru yorumlamanın ilk şartıdır.

Mekke’den Bedir’e uzanan yeni ittifak hattı, yeniden şekillenen dünyada etkili bir taraf olma arayışıdır. Birleşerek büyümek varken ayrılarak küçülmek kimin işine yarar?

Tarih, bölgesel ayrışmaların krizleri derinleştirdiğini ve bölünmenin başka unsurların “devletleşmesine” kapı araladığını gösteriyor. İsrail’in kuruluş sürecini doğru anlarsak bugün yaşananların arka planını da daha iyi kavrarız.

Evet, dünya yeniden resetleniyor. Mekke’den Bedir’e uzanan güvenlik hattı bir saldırı hattı değil, tam tersine bir savunma hattıdır.

İsrail ile İran arasındaki hesaplaşma henüz bitmedi. ABD’nin İran’dan almak istedikleri de sona ermiş değil; yıpratma süreci devam ediyor. Böyle bir ortamda savunma hattı oluşturmak doğal bir reflekstir.

Türkiye artık dışarıda durup, olup biteni seyretmiyor. Sürecin içinde yer alıyor ve kendi aleyhine gelişebilecek durumları bertaraf etmek için gidişatı etkileyen bir pozisyon alıyor.

Mekke’den Bedir’e uzanan bu ittifak hattı, aslında bir millî hafıza hattıdır. Aynı durum Türkistan hattı için de geçerlidir.

Türkiye; Akdeniz, Karadeniz, Avrupa, Orta Doğu, Türkistan, Afrika ve Balkanlar dâhil geniş bir coğrafyanın hem hafızasında hem de geçiş noktasında yer alıyor. Bu konum, Türkiye’ye değişen şartlara göre hareket etme sorumluluğu yüklüyor...

Türkiye’nin önündeki tarihî mesele, bu coğrafi konumu kalıcı ortaklıklara ve stratejik kazanımlara dönüştürebilmektir. Mekke’den Bedir’e uzanan yeni ittifak hattının anlamı da burada yatıyor.

Türkiye ile yürüyen kazanır, karşısında dikilen ise kaybeder.

Bu da böyle biline!

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.