Dünya, savaşlar, krizler ve güç dengelerindeki köklü değişimlerle yeni bir istikamete doğru ilerliyor. Dün ihtimal dahi verilmeyen gelişmelerin bugün gerçeğe dönüştüğü, yerleşik kabullerin sorgulandığı ve yeni ittifakların şekillendiği bir dönemden geçiyoruz. Artık mesele yalnızca değişen dünyayı okumak değil, bu değişimin neresinde duracağımızı ve geleceği hangi ortak hedefler etrafında inşa edeceğimizi belirlemektir...
Türkiye, bu yeni dünya düzeninde tarihsel hafızası, jeopolitik aklı ve stratejik kapasitesiyle kendi rotasını belirlerken, kendisiyle ortak bir gelecek tahayyülünü paylaşan ülkeler ve kültürlerle ilişkilerini de yeni bir düzleme taşımayı hedefliyor. Bu bakımdan, Cumhuriyetimizin kuruluş yıl dönümünde Ankara’da gerçekleştirilen ve gerçekleştirilecek toplantıları yalnızca kardeşlik bağlarını hatırlatan veya ortak projeleri pekiştiren buluşmalar olarak değerlendirmiyorum. Benim için asıl mesele, bu buluşmaların ardındaki irade, taşıdığı stratejik anlam ve geleceğe dair ortaya koyduğu ortak tahayyüldür. Meselenin içeriğini, geleceğe dair tahayyülü, bütün bu görüntülerin tam merkezine oturtuyorum.
Kardeşlik bağı ve tarihsel bilinç, bütün bu projeksiyonun ana omurgasını oluştursa da meselenin özünde, bu tarihsel bilincin ortak gelecek tasavvuruna nasıl hizmet edeceğini temin etmek gerekiyor.
Hilal coğrafyası, Türkiye’nin tarihsel hafızasının ana temelini oluşturuyor. Bu coğrafya üzerinden geçmişten günümüze uzanan bir mühendislik faaliyetinin yürütüldüğünü unutmamamız gerekiyor.
Ancak Türkiye, hem jeopolitik aklı ve gücü hem de kabiliyet ve kapasitesiyle, yeniden şekillenen dünya tablosuna tarihsel hafızasıyla hareket eden; kardeşlik, dostluk ve ortak kültür bağlarına sahip ülkelerle birlikte dâhil olmak istiyor.
Birbirimizi doğru anlamak...
Ne var ki bu süreçte bazı sorunlar ve pürüzler de ortaya çıkıyor. Bunların derinleşmesini önlemenin yolu ise birbirimizi doğru anlamaktan geçiyor.
Türkiye’yi ve Türk toplumunu, sosyolojisiyle birlikte doğru dürüst analiz edebilenlerin sayısının pek fazla olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de kurumların nasıl çalıştığı, siyasi partilerle seçmen arasındaki ilişkiler ve kamuoyunun karar alma süreçleri üzerindeki etkisi konusunda muhatap ülkelerin çoğunda yeterli bilgi ve farkındalık bulunmadığını da görüyoruz.
Eleştiri ve sorgulama, Türkiye sosyolojisinin temel anahtarlarındandır. Siyasi partiler ve milletvekilleri, en fazla kendilerine oy verenler tarafından eleştirilere maruz kalır. Bu eleştiriler arttıkça devletin başındaki insanların bunlara kulak verdiği, kamuoyunun tepkilerini dikkate alarak hareket ettiği bir ülkedir Türkiye.
Her ne kadar muhalif kesimler “özgürlüklerin kısıtlandığını” dile getirse de bunu açıkça ifade edebilmek ve Meclis kürsüsünden bu yönde konuşabilmek, Türkiye’deki özgürlük alanının içeride nasıl işlediğini gösteren bir teyit niteliği taşımaktadır.
Bununla birlikte, Hilal coğrafyasındaki bütün ülkeler kendi dinamiklerine göre yaşar ve yönetilir; karşılarındakini de kendi gerekçeleri üzerinden okur.
İkisinde de sorun yok.
Sorun olan, birbirini yeterince tanımama meselesidir. Çünkü doğru tanımlama, hatalı politik refleksleri törpülemenin kapısını aralar.
Bu durumda olaylara bakarken, kardeşlik hukukuna ilişkin eksiklikleri değerlendirirken şu hususa dikkat etmek gerekiyor:
Türkiye, yeni dünya şekillenirken kendi rotasını çiziyor. Bu rotada, kardeşlik bağının ötesinde ortak hedef ve mefkûre ön plana çıkmalıdır.
Aynı istikameti kendisine yol edinmiş bir akıl, sonuca ulaşmak için doğru hedefi belirlemekte sıkıntı yaşamaz.
Dolayısıyla bir ailedeki kardeşler arasında bile hedefler konusunda fikir ayrılıkları yaşanabilir. Ancak bu farklılıkları mesele hâline getirirken sınırları iyi belirlemek elzemdir.
Türkiye, küresel sistem içerisinde ciddi bir aktör olmaya yönelmiş durumda. Bu yöneliş, Hilal coğrafyası ve Türkiye ile kader birliği yapan ülkeler açısından da büyük anlam taşıyor.
Birleşerek büyümek ve ilerlemek...
Türkiye, birleşerek büyüme; büyüyerek ortak bir rota ve hedef doğrultusunda ilerleme felsefesini benimsiyor.
Kardeşlik bağı her zaman değerlidir ve vazgeçilmezdir. Fakat aynı hedef ve istikamet doğrultusunda birlik olmak için çaba göstermek de en az kardeşlik bağı kadar önemlidir.
Şimdi şu soruya cevap bulmamız gerekiyor:
Hilal coğrafyasındaki tarihsel hafızayı ve bu hafızadan beslenen ortak hedefleri; kan, din, fikir, hedef ve tarih bağlarımızın bulunduğu medeniyet hatlarıyla birleştirebilecek miyiz?
Esas soru budur.
İncinmek yok, üzülmek yok. Üzülürken, üzmek yok.
Bu soruya net cevaplar buldukça esas sorunların da ortadan kalkması mümkün olacaktır. Türkiye, yeniden şekillenen dünya sisteminde yeni ittifakların ve ortaklıkların boy göstermesini sağlayacak bir istikamette ilerliyor.
Kurulan ve kurulacak bütün ittifaklara bu perspektiften bakmalıyız.
Ortak hedef, ortak mefkûre çok ama çok daha önemlidir.

