Türkiye’nin yeni dünya sisteminde kendi projeksiyonuyla ufkun ötesine baktığı bir gerçektir.
Türkiye, küresel sistemin bu zorlu döneminde daha güçlü bir vizyon ortaya koyarak kalıcı iş birliklerini esas alan bir yaklaşımı benimsemiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortaya koyduğu politikalarla Türkiye’nin küresel ölçekteki etkisini artırmayı başarmıştır.
Türk Devletleri Teşkilatı ve üye ülkelerle iş birliği kapasitesinin geliştirilmesi de yeni dünya dengesinde derin anlamlar taşımaktadır.
Özellikle ticaret yolları, ortak ekonomik iş birlikleri, tarım, uzay ve dijitalleşme gibi temel başlıklara baktığımızda bu stratejik projeksiyonu görmek mümkündür.
“Dilde, işte ve fikirde iş birliği” mottosu, Türkistan ile Türkiye arasındaki kalıcı birlikteliğin temelini oluşturmaktadır.
Türkiye ve Türkistan Hattı
Küresel sistemdeki derin krizlerin köklerine baktığımızda, rekabetin savaşlara kadar uzanan bir süreci beslediği ve pekiştirdiği aşikârdır.
Ancak Türkiye’nin yaklaşımı savaşlardan uzak durmak, aksine refahı ve ortak kazanımları esas alan bir anlayışla hareket etmektir.
Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin iç dinamiklerini doğru okumamız gerekiyor. Halkların tarihsel hafızaları kadar kültürleri ve siyaset yapma biçimleri de önemsenmelidir.
“Coğrafya kaderdir” çıkarımından hareketle Türkistan’ı anlamanın ve bu anlayış üzerinden siyaset inşa etmenin temel önceliklerimizden biri olması gerektiğini de görmeliyiz.
Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeleri; ekonomik hatlarını, gelişmeler karşısında hangi refleksleri gösterdiklerini, millî ve dinî değer kodlarını yüzeysel veriler üzerinden anlamamız mümkün değildir.
Teşkilat bünyesindeki devletleri, sosyolojilerini ve çevrelerindeki ülkelerle ilişkilerini yeterince tanımadan değerlendirdiğimizde yanılgılara düşebiliyor, hatta zaman zaman hayal kırıklığı yaşayabiliyoruz. Oysa “Coğrafya kaderdir” yaklaşımıyla meseleleri ele aldığımızda, çoğu zaman zor ve çözümsüz gibi görünen pek çok konuyu doğru okuyabiliriz.
ABD-Çin mücadelesi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın ve üye ülkeler arasındaki ilişkilerin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Diğer yandan küresel ve bölgesel aktörlerin nüfuz mücadelesini de yadırgamamalıyız.
Dolayısıyla yeni küresel sistem içerisinde Türk Devletleri Teşkilatı ve gündemine aldığı temel başlıklar, yeniden şekillenen dünya düzeninde hayati bir hat olarak karşımıza çıkmaktadır.
İngiltere ve İsrail’in çalışmalarına da ayrıca bir başlık açmamız gerektiğine dikkat çekmek isterim.
ABD-Çin mücadelesi, yeniden şekillenen dünya tablosunda uzun süredir askıya alınmış ya da çözümsüz bırakılmış pek çok sorunlu başlığı yeniden gündeme taşıyor.
Türkiye'nin "kazan-kazan" felsefesi...
Türkiye, bütün bu gelişmeleri irdeleyerek hareket etme çabasında. Ortaklıklara kazan-kazan felsefesiyle yaklaşıyor. Diğer taraftan yeni iş birlikleri geliştirerek çözümsüz görünen pek çok meseleye çözüm üretme kapasitesini de genişletiyor.
Türk Devletleri Teşkilatı Liderler Zirvesi, yeni belge ve anlaşmaların masaya getirilmesine zemin hazırlıyor.
Bu küresel değişim sürecinde iş birlikleri ülkelerin gücüne güç katıyor. Bütün imkânlar ortak bir devlet aklıyla dizayn edildiğinde her ülkenin kabiliyet ve kapasitesine yenilerini eklemek mümkün oluyor.
Dolayısıyla teşkilatın ve hedeflediği temel amaçların hayata geçirilmesi, üye devletlerin ortak refah ve güvenlik anlayışına da önemli katkılar sunuyor.
Buradan hareketle kısaca anlamamız gereken şudur:
Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler elbette kardeş, tarihsel bağlarımızın bulunduğu devletlerdir. Ancak kendi aralarında dahi ayrışan noktalar bulunduğu da bir gerçektir.
Meselelere duygusal reflekslerle değil, rasyonel çıkarımlar üzerinden bakmak; günün sonunda hayal kırıklığına yol açabilecek yanlış anlamaların ve beklenti farklılıklarının da önüne geçecektir.

