Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Yapay zekâ ve insan kibrinin sonu
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bugünlerde yapay zekâ tartışmaları, teknik kapasite ve ekonomik kaygıların sığ sularında dönüp duruyor. Mevzuyu her yanından tutup çekiştirdik. İş gücü piyasasından veri güvenliğine kadar her şeyi konuştuk. Ama asıl sarsıcı olan ontolojik kırılmayı ıskalıyoruz.

O da şu: İnsan kibri, kendi ürettiği makinelerin önünde diz çöküyor. Kendi dehasıyla övünen insan, şimdi o dehanın dijital bir kopyası karşısında kendi benzersizliğini sorguluyor. Ve düşünebilen makineler, insanlığı zorunlu bir alçak gönüllülüğe davet ediyor.

Bu, modern çağın en ironik ve belki de sindirilmesi en zor dersi olabilir.

***

Veri nehirlerinden doğmuş bu metalik varlık insanlığa şunu fısıldıyor:

“Ey insan! Senin dehan, ustalığın ve biricik sandığın yeteneklerin, kopyalanabilir ve aşılabilir. Yüzyıllardır övündüğün o büyük gölge oyunu sona erdi. Artık kendine gel ve varoluş sebebini bir kez daha düşün!..”

Kuleler diktik, atomu parçaladık, evrenin sınırlarını zorladık ve her adımda zafer naralarıyla “İşte insanın gücü!” diye haykırdık. Hatta fizik kurallarını açıklayabildiğimiz için kendimizi o kuralların hâkimi sandık.

Ama artık matematikteki ustalığımız veya karmaşık teoremleri çözme yeteneğimiz önemini kaybetti. Çünkü bunların hepsi yeterince veri ve hesaplama gücüyle makineler tarafından yapılabiliyor.

Sanattaki o ulaşılmaz sandığımız deha da artık algoritmanın oyuncağı oldu. "Ama makine sadece Van Gogh’u taklit ediyor!" diyerek kendimizi avutabiliriz. İyi de asıl mesaj burada gizli zaten.

Makine diyor ki; “Evet ben Van Gogh’u taklit ediyorum ama o da doğayı ve ışığı taklit ediyordu. Senin özgünlük dediğin şey, aslında evrensel mantığın birer varyasyonu. O yüzden düşünce yapını değiştir ki hayranlığın gölgeyi aşıp, hakikate uzansın.”

"Yapay zekâ veriye muhtaçtır. Veriyi üreten ise insandır" savunması da çok rasyonel değil. Çünkü insan da tıpkı algoritmalar gibi ham veriyi işliyor. Yerçekimi olmasa Newton neyi bulacaktı. Kütleçekimi yasaları evrenin dokusuna bir veri olarak işlenmiş olmasaydı, Newton’un dehası yankı bulacak bir boşluk bulabilir miydi?"

***

Jean-Jacques Rousseau, 1750'de yazdığı "Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev" kitabında, ve sanatların ilerlemesinin insan doğasını yozlaştırdığını savunmuştu. Rousseau'ya göre, bu ilerlemeler kibri ve gösterişi teşvik ediyordu.

ve bilimi ruhu zehirleyen tatlı zehirler olarak tarif eden Rousseau, aslında göremediği bir kehaneti dillendirmiş! Çünkü zehir diye tarif ettiği bilimin son ürünü olan yapay zekâ, kendi kibrimizi kırmak için doğdu. Ve şimdi kırılan yerlerden ışık sızıyor.

Kimisi için teknolojik bir dünyanın ışığı bu… Kimisi için de hakikatin…

***

İnsanlık makinelere yenilecek mi diye sorup duruyoruz ya! Eğer insanın hakikatle ilişkisi maddi sınırları aşamıyorsa, o yenilgi zaten gerçekleşmiştir.

Çünkü insanı makineden farklı kılan şey, gözünü sonsuzluğun ufkuna dikebilme cesaretidir. Asıl yenilgi yeteneklerimizin aşılması değil, anlam arayışımızın nihayete ermesidir.

Ölümü biyolojik bir arıza, hayatın nihai ve karanlık sonu olarak gören bir zihin için varoluş, sadece pillerin bitmesini beklemektir. Ve ölümü her şeyin sonu olarak gören insan, o korkunun gölgesinde zaten çoktan ölmüştür.

Salih Uyan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR