İnsan, dünyada kalıcı olduğunu zanneder. Hâlbuki her yeni gün ömrün eksildiğini; musalla, makam ve mevkilerin geçiciliğini; kefen ise dünyanın fâniliğini hatırlatır.
İnsan, sahip olduğu nimetlere zamanla alışır; sağlığının, malının, makamının ve elindeki imkânların hep böyle süreceğini zanneder. Hâlbuki her nimet bir emanet, ömür ise sınırlı bir sermayedir. Rüzgârlar her zaman gemilerin istediği yönde esmediği gibi, hayat da daima insanın arzu ettiği şekilde devam etmez. Ne var ki insan, çoğu zaman bu hakikati unutur.
Her sabah, yeni bir günün başladığını haber verirken ömür sermayesinden bir günün daha eksildiğini de hatırlatır. Geçen gün geri gelmez, harcanan ömür yeniden kazanılmaz. Bu sebeple her yeni sabah, insana kendisini hesaba çekmesi için yeni bir fırsat sunar. Çünkü insan, kendisine emanet edilen ömrün de hesabını verecektir.
Dünyadaki makam, servet ve ünvanların geçiciliği en açık hâliyle musalla taşında görülür. Orada ünvanlar silinir, makamlar geride kalır, servet ise sahibine eşlik edemez. Dün önünde kapılar açılan kimse, bugün omuzlarda son yolculuğuna uğurlanır. Padişah ile fakir, meşhur ile meçhul, güçlü ile zayıf; bütün dünyevî üstünlüklerinden sıyrılarak aynı musallada buluşur.
Ölümü hatırlamak, insanı hayattan uzaklaştırmak için değil; gafletten uyandırmak, kibri kırmak ve dünyaya dalıp âhireti unutmaktan korunmak içindir. Ölümü hatırlayan kimse, nimetlerin kıymetini daha iyi bilir; gönül kırmaktan, kul hakkına girmekten ve yanlış işlere yönelmekten sakınır. Nitekim hadis-i şerifte, “Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayınız” buyurulmuştur.
Sonunda zengin de fakir de aynı kefene sarılır. Mal emanettir, makam imtihandır, şöhret ise geçicidir. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ölen kimseyi üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri onunla kalır. Ailesi malı geri döner, ameli kendisiyle birlikte kalır.) [Buhari]
İnsanın gerçek değeri, malının çokluğunda veya makamının yüksekliğinde değildir. Hadis-i şerifte, (Allah sizin sûretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar) buyurulmuştur. [Müslim]
Asıl kıymetli olan; doğru iman, ihlâs, temiz bir kalp ve hayırlı amellerle yaşamak, dünya için gerektiği kadar çalışırken ona esir olmamak ve dünyayı âhirete hazırlanma yeri olarak değerlendirmektir.
Gökkubbe altında herkes fânidir. İnsana düşen, fâni olana aldanmadan bâki olana hazırlanmak; kendisine emanet edilen ömrü iman, ihlâs ve hayırlı amellerle değerlendirmektir.
Bütün bunları, şu mısralar ne güzel dile getirir:
Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da, ibret al!
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,
Her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da ibret al!
Pâdişâh olsan da, derler “er kişi niyyetine”,
Var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?

