Kaydet
a- | +A

Geçtiğimiz yıl bugünlerde dolar 500 küsur bin liraydı. Faizler yüzde 30''lu oranlara gerilemiş, iç borçlanma maliyetleri neredeyse üçte iki oranında ucuzlamıştı. Uygulanan stabilizasyon programına rağmen üretimde gerileme sözkonusu değil, ihracat da yapılıyordu. Piyasalarda güven ve canlılık vardı. İnsanlar geleceklerinden ümitliydi. En önemlisi artık birkaç yıl sonrası için plan yapabiliyorlardı. Evet her şey güllük gülistanlık değildi ve var olan yapısal problemler çözülememişti ama toplumda bedbinlik sözkonusu değildi. İşçisinden memuruna, esnafından sanayicisine kadar herkeste gelecekle ilgili iyimserlik vardı. Ekonomik dengeler S.O.S vermiyor, sosyal yapı da çatırdamıyordu.

Ne oldu? Ve aradan geçen bir yılda bu noktaya, yani hiper enflasyonu ve ara rejimi konuşur hale geldik. Dolar geçtiğimiz yılın iki katı, faiz neredeyse 5-6 misli. Üretim stop etti, ihracat gümledi. Piyasalarda Hitler öncesi Almanyasını çağrıştırır tarzda panik fotoğrafları var. İşçi memur ayakta. Esnaf, tüccar ve sanayici bitmiş. Kapanan işyeri sayısı yüzbinleri geçti. Değil bir kaç yıl sonrasını, bir hafta sonrasını kestirmek mümkün değil. Toplumun hırsı ağzında, sosyal patlama artık olası bir ihtimal. Dengeler ve rakamlar yerlerde sürünüyor. Yabancı sermayeyi hedefleyen Türkiye''deki milli sermaye Bulgaristan''a Romanya ve Arnavutluk''a kaçıyor. Tablo tam bir kaosu işaretliyor. Sormak lazım ne oldu da bir yılda Türkiye bu hale geldi? Savaş hali ya da hemen ertesini andıran bu dehşet fotoğrafının gerekçesi nedir? Bir yılda Türkiye''de ne değişti de bu noktalara gelindi? Hükümet aynı hükümet, halk aynı halk, yönetici aynı yönetici. Çöküş için özel bir dış gerekçe de yok. Sahi ne oldu bu bir yılda da patlamaya hazır bomba haline geldi bu ülke?

Gerekçeler Düşünüldüğünde tamam budur diyebilecek öyle büyük bir şey de bulunamıyor. Bize göre kriz evet yılların birikimi ya da ihmalinin infilakı olayıdır. Ancak hadise sadece onunla da izah edilemez. Doğrusunu söylemek gerekirse uygulanan ekonomik programla iyi verileri tutturan hükümet biraz şımarmış ve yapısal dönüşümleri geciktirmiştir. Geciktirince de olay patlak vermiştir. Bakanlığını babasının malı gören bazı bakanların engellemesi ile özelleştirmeler yapılamamış ve yoluna girdiği zannedilen ekonomi rayından çıkmıştır. Oysa onlarca yıl süren enflasyonu indirmenin bir kuralı ve de maliyeti vardır. Yapısal dönüşümler işin bir cephesi ama daha da önemlisi bize göre Süleyman Demirel faktörü bu çöküşte önemli ölçüde rol oynamıştır. Geçtiğimiz yıl bugün Sayın Demirel bu ülkede Cumhurbaşkanıydı ve bütün topluma "sahibi, hamisi var" imajını veriyordu. Demirel demek güven demekti, moral demekti, inanç demekti, baba demekti, devlet demekti. Demirel''in görev süresinin dolmasıyla bu ülke insanı farkında olmadığı hamisini, moral ve enerji kaynağını kaybetti. Sayın Demirel fiziki yetersizlikleri nedeni ile eksik kalan Ecevit''in yani Başbakanlık makamının yerini dolduruyordu. Ecevit''in gitmesi gereken dış ve iç seyahatlere gidiyor ve açığı kapatıyordu. Demirel döneminde Ecevit''in yaşlılığı ya da yetersizliği hiç mi hiç dikkat çekmiyordu. Bir başka şey Demirel döneminde devlette ahenk ve huzur vardı. Öyle MİT ayrı asker ayrı konuşamıyordu. Cumhurbaşkanı Demirel Anayasal görevi gereği o ahengi gayet iyi sağlıyordu. Demirel bir toplum psikoloğu yaklaşımı ile bütün Türkiye''ye her gün ama her gün moral vererek diri tutmaya çalışıyordu. Bütün bunların yanında Clinton''ın bile şapka çıkardığı uluslararası karizması ile de Türkiye''nin prestijini ayakta tutuyordu.

Ve bugün Gelelim bugüne. İnsafla vicdanla, akılla söyleyin. Kim dünün Demirel''inin misyonunu inkar edebilir? Ve kim Demirel''in koltuğunun Sezer tarafından layıkıyla doldurulabildiğini söyleyebilir? Ayinesi laf değil de işse kişinin tablo ortada beyler.. İşte bir yıl öncesi ve işte bugün. Bugün Cumhurbaşkanlığı makamı maalesef sorun çözen değil, üreten görüntüsündedir. Soruyorum Demirel Cumhurbaşkanı olsaydı 19 Şubat''taki o Çankaya krizi olur muydu? Olmazdı çünkü Demirel bu ülkenin Seçilmiş Başbakan''ı ne Anayasa kitapcığını fırlatmayacak kadar devlet nedir bilen biridir. Soruyorum Demirel olsaydı AB için fiziksel olarak yetersiz olan Ecevit''in yerine ülke ülke dolaşmaz mıydı? Peki ya Sezer ne yapıyor? O Çankaya Köşkünde eski komünist entel sanatçıları ağırlıyor. Soruyorum Demirel olsaydı sokağa koşup halkına ümit ve moral vermez miydi? Peki ya Sezer ne yapıyor? O dürüstlük yapıyor..

Devlet ve ahenk Yahu bu ülkenin o kadar yok ya diyelim 10 milyon hırsızı var, 55 milyonu dürüst. Böyle bir yapıda dürüstülk tek başına varlık sermayesi olabilir mi? Heybede başka bir şey yoksa, bu toplum da tribündeki seyirci misali avantür bir kimliğe bürünmüşse bal gibi olur. Efendim Sayın Sezer ayrıca fevkalade özgürlükçüymüş. Türban olayında gördük ne kadar özgürlükçü olduğunu. İnsanları bir anda pompalayıp göğe fırlatmada ve tersinden toprağa gömmekte üstümüze yok. Son sözümüz ve hükmümüz: Krizin en önemli sebeplerinden biri de devlette bozulan ahenktir...

ÖNE ÇIKANLAR