Sayın Cumhurbaşkanımızın saygıdeğer refikası Emine Erdoğan, yine her zamanki gibi vicdanlara hitap eden, aynı zamanda siyasi cesaretin de göstergesi olan bir adım attı. Amerikan Başkanı Trump’ın eşi Melania Trump’a yazdığı mektup, Gazze’deki feryadın sesi oldu; gerçeği haykıran bir çağrı niteliği taşıdı.
Geçtiğimiz günlerde Melania Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’e gönderdiği mektup gündem olmuştu. O mektup, Ukrayna’da savaşın durdurulması çağrısını içeriyordu. Hepimizin zihninde ise şu soru belirdi: “Acaba Gazze’deki feryadı ne zaman görecekler?” Zira Ukrayna’daki durum ağır olmakla birlikte, Gazze’de yaşanan soykırım çok daha derin bir trajediye dönüşmüş durumda. Ukrayna'daki durumdan katbekat ağır olan Gazze'deki soykırım, tarifi olmayan acı, öldürülen ve öldürülmeye devam edilen masum çocukların dramı, ABD Başkanı’nın ne zaman gündemine girecek? Bu soru hâlâ cevabını bulmuş değil.
Nobel Barış Ödülü’nün hayalini kuran Trump, Gazze’yi görmezden gelirse nasıl bir “barış güvercini” olmayı tahayyül ediyor, doğrusu merak ediyorum. İşte Emine Erdoğan’ın mektubu, âdeta apaçık ortada olan bu ikiyüzlülüğün haykırışı oldu. Soru basit: Ukrayna’ya verilen haklı destek neden Gazze’deki masumlara verilmiyor?
Neden Ukrayna’daki çocuklar önemli sayılırken, Gazze’deki çocuklar görmezden geliniyor?
Çocuklara ırkına, dinine, ten rengine göre mi muamele yapılır?
Böyle bir yaklaşım insancıl olabilir mi?
Elbette hayır. İşte bu noktada Emine Erdoğan, devlet başkanları eşleri arasında kimsenin cesaret edemediğini yaptı. Kibar, asil bir üslupla, özenle seçtiği sözlerle yüzlerine gerçeği söyledi. Onun kaleme aldığı mektup, anlayana derin bir hüzün ve tefekkür etmesi için gerekli ders niteliği taşıyor.
Amerikan Başkanı’nın eşinin Putin’e yazdığı mektup, ABD-Rusya arasında barış ihtimalinin konuşulduğu bir dönemde manidar görünebilir. Ancak Netanyahu’nun Gazze’de bilerek ve isteyerek yaptıklarının, Putin’in Ukrayna’da yaptıklarından farklı olduğunu görememek bir gaflet olur. Melania Trump’ın bu farkı bilmediğini düşünmüyorum. Fakat İsrail’in katliamları hakkında mektup yazmak, kana susamış bir yapının yüzüne gerçeği söylemek cesaret ister. O cesareti ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davasına sonuna kadar omuz veren Emine Erdoğan gösterdi.
Bu mektup, öyle ince bir siyasi zekâyla hazırlanmış ki; çok fazla anlam yüklü…
Emine Erdoğan’ın farkı da budur: Ezberleri bozabilmek. Cumhurbaşkanı’nın refikası olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şanına ve izzetine yakışır bir duruş sergilemek, tarihî kodları yansıtmak...
Devletler tarihi, yazılan bu mektupları ve taşıdığı misyonu geleceğe kaydeder. Gelecek nesiller, bu belgeler üzerinden dönemin siyasi ruhunu anlayacak; cesur, vakur irade sahipleriyle gurur duyacaktır.
Kıymetli Hanımefendinin bu tutumunu, vicdanların sesi olma gayretini anlamak için olaylara sadece vicdani bakmak yeterlidir. Nitekim birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’deki masumlarla ilgili konuşması sırasında gözyaşlarını tutamayan ve onun omzuna yaslanarak ağlayan Emine Erdoğan’ın samimiyeti, bugün yazdığı mektubun en güçlü temeli oldu. Değerli Emine Hanım, örnek alınacak bir şahsiyet ve gerçek bir rol modeldir. Sadece Türkiye için değil, gönül coğrafyamızın tamamı için gurur duyulacak bir şahsiyettir.
Cumhurbaşkanı’nın misyon yüklenen omuzlarına omuz verişi, devletimizin ve milletimizin derin hafızasında daima yer alacaktır. Çünkü hafıza unutmaz; kaydeder ve gelecek nesillere miras olarak taşır...
Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…