İstanbul şaşırtıcı bir şehir. Çok büyük, çok kalabalık olarak biliyoruz. Bir de sadece ziyarete gelenleri değil içinde oturanları bile şaşırtan tarafları var. Modern bir mahalleyi gezerken karşınıza aniden el tezgahında sebze, meyve satan bir satıcı çıkabilir. Ya da eski tahta evlerin bulunduğu mahalleden geçerken, Avrupa'yı aratmayacak kadar modern, şık, havalı bir restorana rastlayabilirsiniz. Yan yana evlerin sıralandığı dar sokakların sonunda, nefis bir boğaz manzarası sizi bekler. İstanbul'un bu beklenmeyen manzaraları yabancı turistleri cezbediyor. Yabancı Turizm acentaları tanıtım broşürlerine "insolite İstanbul" deyimini eklemeye başladılar. Yani "Beklemediğiniz, sizi şaşırtan, biraz da gizemli İstanbul." Ekim ayının, yakmayan, sadece içinizi ısıtan güneşli bir gününde bir arkadaşımın pazar sabahı geç kahvaltı (Şimdi adı Brunch ) daveti üzerine
gittiğim yer beni şaşırtan İstanbul oldu. Adresi görünce, çoğunuz "Hadi canım. Burası bilinen bir yer. Hayret etmeye ne gerek var" diyebilirsiniz. Gittiğim yer: Ümraniye'deki Çırçır ormanı içinde "Fevzi Hoca" adlı bir bahçeli restoran. Kapısında Balık-Köfte yazıyor ama, içeri girip metrelerce uzayan masalardaki, sayısını bilemeyeceğim kadar çok nefis kah-valtılıkları, tadı kokusu mükemmel yemekler, tatlıları, hamur işlerini görünce şaşkınlığım bir kat daha arttı. Bu kadar çok ürünü bulmak, toplamak, sofraya getirmek ve bir arada düzgün, temiz bir şekilde sunabilmek bile başarı. Aklınıza gelecek her türlü kahvaltılığın yanında, başka masalar da envai çeşit soğuk sıcak yemekle donatılmış. Çeşitleri anlatmaya kalksam sayfalar yetmez. Tereyağı kokan mis gibi hamur işleri, börekler, çörekler, pastalar, kekler, kurabiyeler... Kuymak masaya geliyor. Peynir, tereyağı Trabzon'dan. Kokusundan belli oluyor zaten. Masalarda ellerinde tabak bekleyenler kuyrukta. Biz de olabildiğince az miktarda ve az kalorili olanları seçerek ilerliyoruz. Her şey iştah açıcı, ağız sulandırıcı. Masaya dönüyoruz. Tabağımız tıka basa dolu. Yine de aklım, fikrim tadamadığım lezzetlerde kalıyor. Karadeniz bölgemizin yöresel yemekleri turşu kavurması, kara lahana sarması, kaygana, Laz böreği, Trabzon burması gözümün önünde... Açık havada bahçe, kapalı havada geniş, ferah lokanta Fevzi Hoca'nın yeri. 600 m2 kapalı ahşap lokanta, önünde üç kat kocaman bahçe. Gittiğimiz gün ılık bir sonbahar pazarı. Yerleştiğimiz masa yemyeşil ormana bakıyor. İstanbul'un beton silueti içinde, nadir görülen gönlümüzü, gözümüzü okşayan muhteşem manzara yemyeşil orman ayağınızın altında. Yer güzel, yemekler nefis, servis titiz, itinalı. Çay isterseniz, masanıza ufak şık bir çaydanlık ve demlikle geliyor. Altında ısıtıcısı da beraber. Masalar arasında dolaşan, herkese hal hatır soran, güleryüzlü bir bey dikkatimi çekti. Fevzi Hoca imiş, tanıştık. Açıkcası çoğu müessesede patronlar ya masa başında oturur, ya keyfi istediğinde uğrar lokantaya. Fevzi Bey, alışılmış patronlardan değil belli. Mütevazı, samimi... Lokantasına gelen tüm müşterilerinin memnun olmasını, mutlu ayrılmasını istiyor.

