Ersen Martin İspanya''da Huelva formasını ilk kez Sevilla maçının 73. dakikasında giydi; ve 7 dakika sonra oyundan atıldı! Biz böyleyiz. Hakan Şükür 2002''de Dünya Kupası''nda bütün bir turnuva boyunca gol atamadı, son maçta dünya rekoru kırdı! Tuncay Şanlı İngiltere Ligi''nde 15 hafta durdu, 3 hafta üst üste gol attı! Üstelik bu gollerden biri lider Arsenal''e ilk yengilisini tattırdı; üstelik 4 golüyle Boro''ya tam 10 puan kazandırdı! Hidayet Türkoğlu inanılmaz bir son salise üçlüğü ile Boston Celtics''i yıkarken Amerika''da manşetlere çıktı. Bir teknik direktör ile (Fatih Terim) bir hakemimizin (Orhan Erdemir) yurt dışındaki ilk randevusunda kavga çıkardık biz! Böyleyiz biz.
İki adil karar Belçikalı sıradan bir futbolcu Jean-Marc Bosman 1990''da Avrupa Adalet Divanı''na açtığı dava ile futbolu sarsmıştı. Özeti şu; o zaman kulüpler futbolcunun bonservisini kasaya kilitleyip, dilediği kadar para istiyordu. Bosman kararları, "futbolcunun sözleşmesi bittiğinde bonservisini bedava alması" diye özetlenebilir. Şimdi yeni bir gelişme var; bu kez İskoç futbolcu Andy Webster, sözleşmesi süren birine talip olunduğunda, kulübünün canının istediği bonservis bedeli koymasını" mahkemeye verdi. Ve CAS karar aldı; "Sözleşme süresi ile yıllık ücreti çarpılarak ortalama bulunacak." Yani "M.Topuz''a 15 milyon euro istiyorum" olmaz; "Sözleşmesi süresince sen ne verdin ey Kayseri?" diyor.
Önce misafir seyirci Yıllardır anlamıyorum, yıllardır mantığını çözemiyorum. Olay şu: Şükrü Saracoğlu''na 2 bin 500 Galatasaray taraftarı gelmiş. Maç bitmiş. Güvenlik güçleri 2 bin 500 kişiyi bekletip, 50 bin kişinin gitmesini bekliyor. Birincisi, 2 bin 500 kişi mi çabuk gider, 50 bin kişi mi? İkincisi, o azınlık, rakip sahada... Bekledikçe geriliyorlar... Tribünü yakıyorlar, lavaboları kırıyorlar. Üçüncüsü, önce çıkan 50 bin kişiden birileri bir yerlerde toplanıp bu azınlık seyirciye saldırabilir. Tersini yapsan, bu tehlike yok. Neden misafir takım seyircisi önce gönderilmez? (Stadın, seyirci renginin önemi yok, örnek verdim.)
Hepimiz cannibalist miyiz? Garip bir "cannibalizm" yani "insan yeme" iştahımız var. Kim olursa olsun, iş başındaki insanlara karşı düşmanlık duyuyoruz. Aynı şekilde, başarıya karşı da müthiş bir tepkimiz var. İş başındaki görevi bıraktığında, ya da başarılı kimse tökezlediğinde garip bir haz alıyoruz bundan... Yerine kimin geleceğinin bir önemi yok, o gitsin de kim gelirse gelsin. Nasılsa "insan yeme sırası" ona da gelecek. Elbette Ulusoy gitsin, elbette Süreyya bitsin, elbette Hakan Şükür bıraksın, elbette Kalli istifa etsin ama bütün bunları "insani sınırlar içinde" talep edemez miyiz?
...kim demişti? "Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!" (B.E.)

