Profesör Kutalmış, amfi kürsüsünden elliye yakın öğrenciye seslendi:
- Önümüzdeki hafta bugüne yetiştirmek üzere, size bir ödev veriyorum. Projemizin konusu, şu dönemde çokça ihtiyaç duyduğumuz bir kavram; karşılıksız iyilik… İçeriği ve sunumu başarılı olan arkadaşımıza bu dersten geçmeye yetecek ekstra puan vereceğim. Hepinize başarılar.
★ ★ ★
Hafta çabuk bitti, göz açıp kapatıncaya kadar perşembe oldu bile.
Rıdvan, metronun Davutpaşa durağında indi. Kampüse çıkacağı yolun başında otostop için dikildi.
Fazla beklemesine gerek kalmadı; bölüm arkadaşı Bengü otomobiliyle tam önünde durdu.
Rıdvan arabaya bindi ama az ileride durmak zorunda kaldılar. Yokuşun yarısında bir ihtiyar, kucağında çantası, yanında bastonuyla yolun tam ortasında yere oturmuştu.
Adam korna sesine aldırmayınca Rıdvan bir anormallik olduğunu düşünerek arabadan indi. İhtiyatlı adımlarla adamın yanına gitti.
- Merhaba, bir probleminiz mi var?
Kır saçlı, kalın kaşlı, epey yaşlı adam:
- Nereye gideceğimi unuttum oğlum, dedi.
Delikanlı, camdan kafasını çıkarmış olan Bengü’ye durumu söyledi. Bengü saatine baktı:
- Ders başlamak üzere, hemen gitmeliyiz, dedi.
- Ama amcayı böyle bırakamayız.
Kız kayıtsızca arabanın gazına dokunarak motor sesini yükseltti:
- Yapacak bir şey yok.
- Ne yapıyorsun? Beyefendiyi böylece bırakacak mıyız?
- Evet.
Rıdvan adamın koluna girdi, yerden kaldırdı, yolun kenarına doğru hafifçe çekiştirdi. Bengü’ye seslendi:
- Sen git o zaman.
Kız:
- Sen bilirsin, dedi ve hızla gaza basıp yokuşun sonunda kayboldu.
★ ★ ★
Gerçekten de ders başlamıştı. Üstelik delikanlının ödev kâğıdı Bengü’nün arabasında kalmıştı.
Rıdvan çaresizce ve mantıklı bir cevap alamayacağını bildiği hâlde adama sordu:
- Ne yapacağız şimdi?
Yaşlı adam delikanlıya şefkatle baktı. Sonra titreyen işaret parmağıyla tepedeki kampüsü gösterdi:
- Şurası benim kışlam… Orada çok hatıram var. Eski askerim ben. Davutpaşa Kışlası değil mi orası?
Rıdvan bu hatırlamadan memnun oldu:
- Evet efendim orası eski kışla. Ama şimdi üniversite oldu.
- Olsun olsun, dedi eski komutan, ben zaten oraya gidiyordum. Sen beni oraya bırak, yeter.
Birlikte yokuşu çıktılar.
★ ★ ★
Rıdvan sınıfa girdiğinde büyük bir şok yaşadı.
Prof. Kutalmış kürsünün yanında dikiliyordu. Onun yanında ise Bengü vardı.
Profesör:
- En iyi çalışma Bengü’ye ait. Ekstra puanı ona vereceğim. Teb…
Hoca o anda içeri giren Rıdvan’ı görünce surat astı:
- Bu neyin gecikmesi? Dersime saygı isterim. Umarım ciddi bir mazeretin vardır.
Delikanlı öyle bir mahcubiyet
yaşıyordu ki, “Şu an Bengü’nün elinde tuttuğu dosya benim ödevim”
diyemedi.
Hoca ısrar etti:
- Evet?
Rıdvan profesöre ne diyeceğini düşünürken kapı açıldı. Az önce üniversitenin bahçesinde bıraktığı ihtiyar tebessümle içeri girdi.
- Sanırım sınavı kazananı biliyorum, dedi emekli asker.
- Evet baba, dedi profesör gülerek.
Rıdvan kazanmıştı.
Çünkü profesör, bu proje için -gerçekten de zamanında Davutpaşa Kışlasında görev yapmış eski asker olan- babasıyla ortak bir senaryoyu sahneye koymuştu.
Sınıftaki hemen hemen bütün öğrenciler o yoldan geçmişti ama profesörün babası olan yaşlıya sadece Rıdvan yardım etmişti.

