"Sırada otururken başını hep önüne eğerdi. Ayakkabıları eskimiş önleri de açılmıştı.”
Yaşanmış bir hikâyedir bu... Karadeniz’in yağmurla yoğrulmuş bir köyünde doğmuştu Hayrullah. Yağmur camlara vururken evlerinin içi sessizleşir, yoksulluk daha bir hissedilirdi. Babası çalışkandı ama imkânları dardı. Evde ekmek vardı, dua vardı ama çoğu zaman defter yoktu, kalem yoktu.
Hayrullah ilkokula başladığında bunu çok erken öğrendi. Okulun ilk günleri herkes yeni defterini, rengârenk kalemlerini çıkarırken o, eski bir defteri koltuğunun altına sıkıştırarak sınıfa girerdi. Babası defter alamazdı; o defter, bir üst sınıftan kalmaydı. Yaprakları buruşuk, köşeleri yırtıktı.
Öğretmeni yazı yazdırdığında Hayrullah en dikkatli olan çocuktu. Çünkü hata yapmaya hakkı yoktu. Yanlış yazarsa silgiyle silerdi ama silinen yer bembeyaz kalırdı. O beyazlık fakirliği bağırırdı sanki. Kimse fark etmesin diye sol elini defterin üzerine koyar, yazdığı satırın üstüne gölge düşürürdü.
“Hayrullah, neden elini çekmiyorsun?” diye sordu öğretmeni bir gün.
“Güneş vuruyor öğretmenim” dedi kısık bir sesle.
Aslında güneş değil utanç vuruyordu defterine. Sırada otururken başını hep önüne eğerdi. Ayakkabıları eskimiş önleri açılmıştı. Ayağını sıranın altına iyice çeker, ‘kimse görmesin’ diye bacağını kımıldatmazdı. Teneffüste zil çaldığında çocuklar koşarak dışarı fırlardı, Hayrullah yavaşça çıkar, duvar dibinde dururdu. Bir gün arkadaşı Hasan yanına geldi:
“Niye koşmuyorsun?”
“Defterim karışmasın diye”
O defter, Hayrullah’ın her şeyiydi. Öğretmeni çalışkanlığını fark ederdi. Bir gün ders bitiminde yanına çağırdı:
“Oğlum, yazın çok güzel. Devam et.”
Hayrullah başını kaldırmadan “defterim yettiği kadar öğretmenim” diyebildi. Akşam eve gittiğinde annesi defteri eline aldı. Silinmiş yerleri gördü, parmağıyla yokladı.
“Oğlum” dedi boğazı düğümlenerek “kusura bakma.”
Hayrullah annesine baktı, gözleri doldu ama gülümsemeye çalıştı:
“Ana, yazı bitmez. Defter biter.”
Yıllar geçti. O çocuk büyüdü. Ortaokulu ilçede, liseyi imam hatipte okudu. Üniversite sınavında ekonomiyi kazandı, Ankara’ya gitti. Ama ne okursa okusun, hangi şehirde olursa olsun, defterinin üzerindeki o gölgeyi hiç unutmadı. DEVAMI YARIN

