“İçeri girdiğimde sobanın çıtırtısı, dışarıdaki ayaza âdeta meydan okuyordu.”
1982’nin sonbaharı idi. Mersin’in turunç kokulu sıcaklığından ayrılıp Bingöl’ün ayazına doğru uzanan o uzun yol…
Otobüs, virajlı yolları ağır ağır tırmanırken camdan dışarı bakıyordum. Sarıdan kahverengiye dönen toprak, giderek beyaza çalıyordu. Dağların zirvelerine ilk kar düşmüştü. İçimde hem ürperti hem heyecan vardı.
Genç ilçesine vardığımda beni köye götürecek tek araç, Bayram’ın elli NC minibüsüydü. Motoru çalışırken sanki homurdanarak konuşuyordu.
“Hocam,” dedi Bayram, aynadan bana bakarak, “Yeniçevre’ye ilk defa mı gidiyorsun?”
“Evet,” dedim. “Nasıl bir yer?”
Gülümsedi.
“Zor yerdir… Ama insanı sıcaktır.”
Minibüs virajı dönerken bir anda uçurum kenarında olduğumu fark ettim. Kar, yamaçlara ince bir örtü gibi serilmişti. O an anladım; artık sıcak memleket öğretmeni değil, dağın öğretmeni olacaktım. Yeniçevre’ye vardığımızda hava kararmaya yüz tutmuştu. Yeniçevre, beyaz bir sessizliğin içine gömülmüştü. Bacalardan yükselen dumanlar, gökyüzüne ince çizgiler çiziyordu.
Okulun önünde indiğimde, kapının yanında orta boylu, yüzü sert ama gözleri sıcak bir adam bekliyordu.
“Hoş geldiniz hocam” dedi elimi sıkarak. “Ben Emin. Evim okulun dibindedir. Yabancılık çekmeyesin diye geldim.”
O an, içimdeki yalnızlık bir nebze hafifledi. Emin, beni Mustafa Bey’in toprak damlı evine götürdü. Kapı açıldığında yüzü kırış kırış ama bakışı yumuşacık bir adam karşıladı.
“Hoş gelmişsen öğretmen bey” dedi Mustafa “Ev bizim, soba bizim, ekmek bizim.”
İçeri girdiğimde sobanın çıtırtısı, dışarıdaki ayaza âdeta meydan okuyordu. O gece, dağ başında olmadığımı hissettim. Ertesi sabah okulun kapısını açtığımda sınıf buz gibiydi. Tahta eskiydi. Sıralar yamuktu. Ama duvarda asılı bayrak tertemizdi. Az sonra kapı aralandı. İçeri bir çocuk girdi. Yanakları al al olmuştu. Adı Fatma’ydı. Ardından üç, beş, on çocuk daha. Hepsi kar içinden yürüyerek gelmişti. Ellerini sobaya uzatıyorlardı.
“Üşüdünüz mü?” diye sordum. İçlerinden biri gülümsedi: “Alışığız öğretmenim.”
Bu cevap içime dokundu. Dersi başlatmadan önce onlara baktım. Gözlerinde pırıl pırıl bir merak vardı. “Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?” dedim. DEVAMI YARIN

